Günün Hikmetli Sözü
· Nerede bir dert varsa deva, oraya gider. Neresi alçaksa; su, oraya akar...
Hz.Mevlânâ -
Yeni Dergimiz Çıktı!!
Dinletiler için lütfen "Play"

mp3 flash player by undesign website design.

Toplam Ziyaretçi
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün26
mod_vvisit_counterToplam229711

 

 

 

AHİLİK: KARDEŞLİK – CÖMERTLİK

Bugün sizlere Ahiliği klasik kitap bilgilerinden ziyade kendi hayatımdan kesitler sunarak anlatmak istiyorum, çünkü ben bir Ahi=Akı dedenin torunuyum ve bizim sülalemize Ahiler=Akılar diye hitap edilirdi. Babam rahmetlik “Ahilerden Ömer Ağa” diye çağrılırdı.

Arapçada Ahi, kardeş demek, Ahi kelimesinin “Divânu Lügati’t-Türk” ve “Kutadgu Bilig” gibi eski Türkçe metinlerde geçen, cömert, eli açık, âlicenap gibi anlamlara gelen “Akı” kelimesinden gelmiş olabileceği görüşü de hakimdir.

Eskiden soyadı olmadığı için insanlar lâkaplarıyla çağrılırdı. Biz Tarsus’ta yaşıyorduk. Hatırladığım bazı sülalelerden size söyleyeyim: Gözüsulular, Pervaneler, Kozacılar bunlardan bazıları. 1934 yılında soyadı kanunu çıkınca herkes kendi lakabına uygun soyadı almaya çalıştı ama lakapla anmalara devam edildi, çünkü atalarımızdan böyle gelmişti böyle gidecekti.

Babam biz küçükken anlatırdı, o zamanlar büyük bir hayranlıkla dinlerdik onun dedemden bahsederkenki sözlerini: Dedem Ahi Hacı Ahmet, Elazığ’da sahip olduğu koyun sürüsünü satıp Tarsus’un Hamam Kulpu köyüne (Yunacık) yerleşmişti. Köyün adının hikayesini anlatayım kısaca; Yavuz Sultan Selim Mısır seferine çıktığında ordunun banyo ihtiyacını karşılamak üzere banyo çadırları bizim köyün olduğu yere kurulduğu için buranın adına, yıkanırken kullanılan su tası anlamında hamam kulpu denmiş. Bitişik komşu köylerden biri ibadet yapıldığından “Camili manda”, diğeriyse hayvanların kazıklarının çakılıp bağlandığı yer olan “Kazıkbaş” adını almış.

Dedem o zamanlar şimdiki esnaf ve kooperatif dernekleri başkanı gibiymiş. Yeni bir işyeri açılacağı vakit gelip izin isterlermiş. İşe girişler, çıraklık, kalfalık ondan sorulurmuş. Esnaftan evlenmek isteyenler ondan icazet almadan evlenmezlermiş. Evde misafir eksik olmazmış. Tanıdık tanımadık ev herkese açıkmış. Uzaktan gelenler kalır, yerler içerler, işlerini halledip geldikleri yere dönerlermiş.

Ahilik demek cömertlik demek olduğundan çalışmak ibadet olarak benimsenmiş ve kazandığını başkasına yedirme, onlarla paylaşma bir ülkü haline gelmiştir. Tembellik, asalaklık ve dilenme Ahilere ters gelir. Ahiler, Allah’ın kendilerine lütfettiğini kendileri de kendinden aşağıdakilere lütfederek gelirlerini başkalarıyla paylaşmışlardır. Hep sevdiklerinden infak etmişler, koruyup kollamışlardır fakir fukarayı.

Ben çocukken bizim evimiz de böyleydi. Bir türlü anlayamazdım, ne kadar çok gelen giden var diye düşünürdüm. Bilhassa Tarsus’a gelen yabancılara kucak açılır, dertlerine çare bulunmaya çalışılır, sorunları çözülür öyle evlerine gönderilirlerdi. Annem devamlı yemek yapardı. Her gece evde Tanrı misafiri eksik olmazdı. Yanımızda çalışanlara yumuşak davranılır, hor görülmezler, haklarından fazlası verilir, yedirilir içirilirdi. Babam yanımızda çalışanların alnının teri kurumadan hak ettiklerini vermemiz gerektiğini öğretmişti bizlere.

Yazları Tarsus çok sıcak olduğundan Çamlıyayla’ya çıkardık. Orada Nuri amcam vardı bakkaliye çalıştırırdı (Nuri Özkardeşler Bakkaliyesi). Yardımseverliğin uç noktasıydı. Anlatacağım şeylerin, elektriğin olmadığı, Tarsus’tan 70 km uzaklıkta, 1000 metre yükseklikte Torosların eteğinde bir yaylada yaşandığını hayalinize getirin. Yazın okullar kapanınca yaylaya otobüsle gider okullar açılmasına bir hafta kala şehre geri dönerdik. Tüm yaz boyunca kaldığımız için yanımızda çok eşya götürürdük ve bunları bizim taşımamız zor olduğundan kiralık eşeklerle eşyamızı eve taşıtırdık.

Ben mahallenin ihtiyaçlarını almak için her eve tek tek uğrar ve istediklerini bir kağıda yazar sonrada iki kilometre uzaktaki çarşıya elimde hasır sepetle yürüyerek gider, alışverişi yapıp geri döner evlere dağıtırdım. Buzdolabı yoktu, sebzelerin ve etin fazlası bozulmasın diye kuyulara sarkıtılırdı. Babam yaylada kasaplık yapardı ve bizler usta çırak ilişkisini ilk ondan öğrenmiştik. Öğrendiğim ilk meslek kasaplıktı. Büyüdüğüm zaman bayramlarda kendi kurbanımı kesecek kadar öğrenmiştim bu mesleği. Ayrıca komşulara gerek kurbanlık seçiminde gerekse kurban kesiminde yardım ederdim. Amcamdan da bakkaliye işini öğrenmiştim.

Elektrik olmadığı için gazla çalışan “Lüks” denilen gömlekli lambalar vardı. Yemekler gaz ocaklarıyla pişerdi. Babam biraz eli yetenekli olduğu için bütün mahallenin bozulan lambalarını tamir ederdi. Tornavida, keser tutmasını, çivi çakmasını ondan öğrenmiştim. Yaylaya hep ilk yerleşen biz olurduk. Daha sonra gelenler evlerini temizlerken onlara yardım edilir yemekler hazırlanırdı. Yani biz birlik ve beraberliği, cömertliği, yardımlaşmayı, dayanışmayı, sevgiyi ve saygıyı hep ailemizde yaşayarak öğrenmiştik.

Amcamın dükkanı misafirhane gibiydi. Amcam kendi elleriyle, emeğiyle yemekler yapar gelenler evlerine gitmeden onları doyurarak evlerine gönderirdi. O zaman postane yoktu ama amcamın dükkanı postane gibiydi. Adana’dan, Tarsus’tan ve diğer şehirlerden gelen mektupların, ilaçların ve kolilerin üzerine “Nuri Özkardeşler eliyle” diye yazılarak yaylaya otobüsle gönderilir, amcam da sahiplerine hiçbir ücret talep etmeden teslim edilmesini sağlardı. Bu kolileri de tabii ki bizler taşırdık.

Şimdilerde mahalle baskısı diye bir terim moda oldu ya, o zamanlar mahalle dayanışması vardı. Dolunay olduğu zamanlar ay ışığında tüm mahalle yürür, piknik yapardık. Zaten çoğu bizim akrabalar ve dostlardı. Bireysel değil toplumsal yaşardık. Birimizin derdi, acısı hepimizin, birimizin mutluluğu, sevinci yine hepimizindi. Yani hep beraber ağlar, hep beraber gülerdik.

Ahiler birlik ve beraberliğe, kardeşliğe, yurtseverliğe, yardımseverliğe ve dürüstlüğe çok önem vermişlerdir. Bir sanat, bir meslek öğretirken sadece iyi bir sanatkâr yetiştirmemişler aynı zamanda güzel ahlâklı olmasına da özen göstermişlerdir. İşyerinde belirlenen kaidelere uydukları gibi yapılan eğitimde çırak, yamak ve kalfalar dini ve ahlâki bilgilerle donatılırlar ve bunlara uymayan, dolandırıcılık yapan, yalan söyleyenler dışlanır, böylelerine ne kimse iş verir, ne de işyeri açmasına ustası izin verirdi. Yani defolu–güvenilmez sayılır ve dışlanırdı. Verilen söz namus demekti, dönmek yoktu, ölümün dışında mazeret olamazdı.

Birkaç cümle ile de Ahilik Teşkilatından bahsetmek istiyorum. Anadolu’nun Türkleşmesi ve Müslüman olmasında, gelenek ve törelerimizin yerleşmesinde Türk sanat ve ticaret ahlâkının oluşması ve yaygınlaşması, belirli kurallara bağlanmasında büyük hizmetler vermiş olan bu teşkilat, ismini Ahi Evran Şeyh Nasirü’d-Din Mahmud‘dan almaktadır. Ahilik, özellikle Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda ve ilerlemesinde, sosyal, siyasi, askeri ve sanayi kalkınmasında hizmetler vermiştir.

Bugün bilgi çağındayız ve sanayimizde gerekli ara elemanlara çok ihtiyacımız olmasına rağmen ne meslek okulları ne de çıraklık okulları yeteri kadar özendirilmemekte ve desteklenmemektedir. Herkes gençleri kendi siyasi görüşlerine göre yönlendirmeye çalışmakta, ülkenin geleceği düşünülmemektedir. Bazı okulların sayısını arttırmakla övünen siyasilerimizin, çıraklık okullarındaki öğrenci sayısındaki azalmaya dikkatlerini çekmek istiyor, bu konularda iyileştirmeler yapmalarının, gençleri yeni mesleklere teşvik etmelerinin doğru olacağına inanıyorum. Sevgiyle kalınız.

Mevlânâ Kültür ve Sanat Derneği Başkanı - Op. Dr. M. Can Özkardeşler   

www.mekusad .org  ( Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir )    

 

 

 

 
Rastgele İçerik

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile