Buradasınız: Genel

Genel
0

SALACAK’TAKİ AHŞAP EV, BAKİ HOCA VE “GARÎB”…

Ihlamur’dan Teşvikiye’ye uzanan yokuşun üst ucunda, sık sık rastladım ona… Beyaz saçların üzerine itinayla oturtulmuş siyah berenin altında pembe, güleç bir yüz; daha bir itinayla kesilmiş uzun, beyaz ama yer yer hafif sarımtrak bir sakal, kalın bir baston ve ceketin altında yakasız bir gömlek… Ne zaman görsem, bir hareket fark ederim dudaklarında… Her an bir dua, yahut nefes veya mersiye okumakta olduğunu çok sonraları öğrenecektim…
1970’li senelerdi… Yolda, her ay, en az iki defa karşılaşırdık… Bizim Teşvikiye”nin sakinlerinden değildi… İsmi de, cismi de, ne iş yaptığı da merak olmuştu ve hiç birşey bilmiyordum hakkında… Sadece bir sırrını çözebilmiştim: Yokuşun yukarısındaki camiin hemen yanı başından kalkan Karaköy dolmuşuna bindiğini… Hatta bir defasında, Kadıköy’de tesadüf etmiştim… İskelenin bir kaç yüz metre ilersinde, daracık bir sokakta, zeytinyağı satan dükkânın önünde… İmbikten geçirilmişçesine ince, hoş kokulu zeytinyağıyla uzun “amberbû” pirinci bulunurdu orada… Sahibinin İran taraflarından olduğunu bilirdik… Yaptığı iş satış değil, eşe-dosta “lütfen” vermekti aslında… Yarım kilo amberûyu yalvar-yakar koparabilip kendimi mutlu saydığım günlerin birinde, aynı bereli zat, karşısında siyakat vavı halini almış dükkân sahibinin uzattığı belki üç, belki dört kiloluk pirinci alıp hiç anlamadığım ama âhengini hemen hissettiren bir dilde birkaç kelime söylemiş, çarşının kalabalığına karışmıştı… O âhenkli dilin Farsça olduğunu, sonradan öğrenecektim…

Genel
0

Prof. Dr. Ahmet Yüksel ÖZEMRE   Türk Tesbihçiliği İslâm âleminde tesbih, Allāh’ın Esma’ü-l Hüsnâ’sını yâni…

1 11 12 13 14