AŞK OLSUN…

0

AŞK OLSUN…

Mevlânâ’nın Konya’daki türbesinin girişinde gümüş kapı üzerinde teşhir edilmekte olan Yesarizâde Mustafa Efendi hattı ile yazılmış, İran’lı filozof, bilgin ve mutasavvıf Molla Câmî’ye ait olan şu beyit; “Bu makam aşıkların Kâbe’ sidir, buraya eksik gelen tamamlanır.” O’nun ilahi aşka verdiği önemi anlatamaya yeter.

Aşk yürek işi değildir, gönül işidir, Müslüman olmayan Avrupalı insanlar “gönül” kelimesinin manasını anlamakta zorlanmaktadırlar. Kâlp kelimesinin İngilizce karşılığı olan ‘heart’ kelimesi bu manayı tam olarak karşılayamamaktadır. Hakikati arayan ilahi aşkın arayıcısı aşıklar çile doldurarak Hak’ka giden bu yolda nefsin sayısız isteklerinden geçmeye ve belalara maruz kalmayı göze alırlar. Aşık O’nu arayan kişiye denir.

Gerek bundan 800 yıl önce kendi döneminde, gerekse daha sonraki dönemlerde insanlığa yol gösteren, ışık olan, sevgi, saygı, hoşgörü ve tevazunun temsilcisi olup, insanlığı en çok etkileyen bir İslam mutasavvıfı olan ve içimizdeki ilahi aşkı alevlendiren Mevlânâ kendi eliyle yazdığı Mesnevî’nin ilk 18 beyitinin bir yerinde Ney’in hikayesini anlatırken; “Her biri sandı ki bana oldu yâr, Lakin aramadı bende ne sır var”, diyerek anlaşılamadığını ifade etmiştir.

Sazlıkdan koparılıp Ney açılan kamışın geçirdiği evreleri ham insanın olgunlaşarak kâmil hale gelmesiyle özdeşleştiren Mevlânâ’nın felsefesini, öğretilerini, müziğini, sanatını ve kültürünü öğrenmek ve yaşamak için dünyanın her yerinden insanlar memleketimize gelmekte, hatta yabancı üniversitelerde uluslararası Mevlânâ kürsüleri açılmaktadır.

Mevlânâ hayatını, ömrünü üç kelimeyle özetlemiştir; “Hamdım, piştim, yandım”. Onu olgunlaştırıp pişiren şey yaşadığı ilahi aşktı. “Aşıklık nedir” diye sorduklarında, “Benim gibi ol da anla, aşka dair ne söylersem söyleyeyim, çiğeri yanmış değilse anlamaz kimse”, demiştir.

Aşkı bütün yoğunluğuyla yaşamış bir kimse olan Mevlânâ lirik bir aşk şairidir. Ağzından dökülen her şey içindeki çoşkunun ifadesidir.

Aşkı bu kadar güzel yaşayıp bizlere değişik sözler ve anlamlar katarak anlatan kimsedir Mevlânâ Celâleddin-i Rûmi. Sevenin sevilende yok olmak suretiyle nefsin bütün istek ve arzularını terk ederek çekilen ızdırap ve çileler insanı olgunlaştırmaktadır.

Mevlânâ dünyevi aşkın da güzel ve gerekli olduğunu ifade etmektedir. Çünkü taş kalpli, duygusuz insanların aşkı tadamadıklarını, onların kanatsız bir kuşa benzediklerini, böyle kimselerin ilahi aşkı bulamayacaklarını belirmektedir. Çünkü insan düşünce ve duygudan ibarettir.Yunus Emre de bir şiirinde şöyle demektedir: “Aşkı tatmayan kişi misali taşa benzer”. Birçok mütesavvıfın da kabul ettiği gibi aşk aynı zamanda mecazdan Hakikate giden bir yoldur. Hem çileli hem zevklidir bu yol, zaten, bizim Peygamberimizin yolu da aşk yoludur.

Türkülerimizde bile dile getirdiğimiz “gönülden gönüle bir yol var gizli gizli” ifadesinde olduğu gibi Mevlânâ insan sevgisini Allah sevgisi içinde işlemiştir. Bu yüzden insanı sevmek, Allah’ı sevmek kadar kutsaldır. Çünkü kâinatta yaratılanlar arasında en fazla tecelli insandadır ve insan Allah’ın halifesidir. Yunus Emre’nin “yaradılanı hoş gör Yaradandan ötürü” söylemine uygun olarak Mevlânâ’da da hakim olan sonsuz sevgi ve hoşgörü, Dünya’nın her ülkesinden farklı düşüncedeki insanların O’nda kendinden bir şeyler bulmasına sebep olmuştur. Mevlânâ’nın yaşadığı dönemde de daha sonraları da mûsıkî’nin dinen uygun olmadığını, semâ etmenin, Ney üflenmenin, edebe ve dine aykırı olduğunu söyleyenler happy wheels olmuştu ve hala da olmaktadır. Ama Semâ’da, Ney üflemede büyük bir manevi çoşku duyanlar olmaktadır. Çünkü müzik evrenseldir ve insanın ruhuna hitap eder. Hatta halk arasında “müzik ruhun gıdasıdır” diye bir söylem vardır.

Mevlânâ deyince “dön ve Ney üfle” diye anlayanlar ve konuşanlar var. Sanki onda ve onun yolundan gidenlerde namaz, abdest, ibadet yok gibi laflar çıkarmaktadırlar. Halbuki O “bir ayağım şeriatta, diğer ayağımla tüm dünyayı dolaşırım” diyerek Allah yolunda şeriatın şart olduğunu belirtmiştir. “Ben yaşadığım müddetçe Kur’ân’ın kuluyum, kölesiyim Hz.Muhammed Mustafa’nın (S.A.V.) ayağını bastığı yerin toprağıyım” diyen ve Muhammedi aşk içinde olan bir insan olan Hz.Mevlânâ yı Allah ve Peygamber sevgisinden ayırmak mümkün müdür.

Mevlânâ’nın yolu aşk ve cezbe, muhabbet ve irfan yoludur. “Muhabbetten hasıl oldu Muhammed, Muhammedsiz muhabbetten ne hasıl” demiştir irfan sahibi bir büyüğümüz. Yapılan muhabbet sonucu güzel ahlak sahibi olur, insanları iyiye, güzele doğruluğa sevkedip kötülüklerden uzaklaştırırsak, onları edebe davet edersek, o zaman sohbetten yüce peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) hasıl olur. Bu yola girenler Mevlânâ’yı, birbirlerini ve insanları sevmekle yol alıyorlar ve bu sevgiyi tüm yaratılanlara göstererek olgunluğa ulaşıyorlardı. O’na göre aşk Tanrı vasıflarındandır. İnsan neyi ve kimi severse sevsin,bu sevgi gerçek varlığadır. Aşk ister mecazi olsun ister gerçek, nihayet, insanı gerçeğe ulaştırır.

“Aşka düşmeyen kişi kanatsız bir kuşa benzer, vah ona, yazıklar olsun” der. İşte bu aşk, insanı insan eden, hırsdan, kibirden, varlıkdan ve benlikden kurtaran tek ilaçtır, insan onunla bencillikden kurtulur, sadece sevilen olur. Aşk, insanın bütün varlığını yakıp eritir. “Kur’ân’da “bunlar Tanrı’yı severler” sözünü okudun ya, bu söz, ‘Tanrı da onları sever’ sözüne eşittir”, demektedir.

Mevlânâ’ya göre mutluluk ve aşk benlikten geçip, Hak’ka yönelmekle, nefsi arzuların ve cüz-i aklın dar kalıplarından sıyrılıp özgür olmakta ve hakikati aramaktan geçer.

Mevlânâ’nın çoşkun ve sonsuz aşkı topluma; fertlerini aynı değerler altında birleştiren, kaynaştıran ve bir potada eriten bir güç;yani “sevgi, hoşgörü, kardeşlik ve dayanışma” olarak yansımıştır. “Sevgiyle acılar tatlılaşır, sevgiyle dertler şifa bulur, sevgiyle ölüler dirilir, sevgiyle padişahlar kul olur” diyen Mevlânâ, insanın ihtiyacının “sevgide” saklı olduğunu belirtmektedir.

Şu günlerde en çok ihtiyacımız olan kardeşlik ve dayanışmanın teminin de inanç ve maneviyatın rolünü vurgularken bu hususda asıl belirleyici olan sevgi ve duygu birliğidir. Mevlânâ Mesnevî’sinde “Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşır” demektedir.

Unutmayalım ki kalpden kalbe yol vardır; kardeşlik de, düşmanlık da bu gizli yoldan geçer.

Yunus Emre ne güzel söylemiş: “Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım, sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz”

 

Opr.Dr. Mehmet Can ÖZKARDEŞLER

Mevlânâ Kültür ve Sanat Derneği, Yönetim Kurulu Başkanı.

 

Mersin Tercüman Gazetesi’ nde, 22.02.2011 tarihinde yayınlanmıştır.

 

Paylaş>>

Yorum Yap ↓