Dert – Bela: Allah’a Yakınlık…

0

D E R T – B E L A :  Allah’a  yakınlık

İnsan başına bir kötülük, dert, bela geldiği zaman  kendisini aciz  ve Allah’a  yakın hissederek yardım diler, dua eder, ağlar sızlanır, yanar yakılır. Bu yakarış karşısında, Yüce Allah’ın  acıması ve merhameti coşar,  kulunu  zahmetten  beladan kurtarır, selamete çıkarır. Hz.Mevlâna, “ Sabır darlığın anahtarıdır” diyor, öyleyse dertler karşısında göstereceğimiz sabır, bize olgunlaştıracak ve lütuf kapısını  aralayacaktır.

Kimisi ise bu belalar karşısında isyan eder, öfkelenir, insanlara kötülükle muamele eder. Onlara bakıp ders çıkaranlar o kötü insanların yaptıklarını yapmamaya çalışırlar ve kendilerine de zarar vermesin, kendisini iyi bir kul olmaktan  alıkoymasınlar diye o kişilerden uzak durmaya çalışırlar.

Öyleyse,  şu geçici dünyanın heva  ve hevesleriyle, hırsıyla, hasetiyle, gururu, benliği ve kibriyle kendini beğenme duygusuna kendini kaptırıp, Allah yolundan uzaklaşanlara bakıp iyi ki böyle olmadığımıza şükretmeliyiz ve de onların da düzelmesi için Yüce Allah’a yalvarmalıyız. Çünkü saf ağızlardan edilen duaların kabul edileceği buyurulmaktadır. İyiliği özendirmeli, kötülükten sakındırmalıyız.

Kötülere dua eden Vaaz

Hz.Mevlâna  , Mesnevî’sinin 4. Cildinin başında , vaaza başlar başlamaz, zulmedenlere, taş yüreklilere  inanmayanlara dua eden vaiz’den bahseder:

Bir köyde vaazeden biri vardı, kürsüye çıktı mı, yol kesenlere -kötülere  dua ederdi. Elini açar ve “ Ya Rab,  kötülere, bozgunculara, azgınlara sen acı” derdi. Hayır yapanlarla alay edenlerin hepsine, bütün kafirlere, kiliselerde, manastırlarda bulunanlara sen merhamet et, derdi.

Temiz, günahsız kişilere dua etmezdi, kötü kişilerden başkasına hayır duada bulunmazdı. Ona, böyle bir adet yok, sapıklığa sapanlara hayır duada bulunmak,  cömertlik sayılmaz, dediler.

O da şöyle cevap verdi: “Ben  iyiliği bunlardan gördüm, bunlardan öğrendim, bu yüzden de duamda onlara yer veriyorum. O kadar pis işler işlediler, o kadar zulmettiler, cefada bulundular ki, sonunda beni,  serden aldılar da , hayır işlere koştular. Ne zaman dünyaya yüz çevirsem, hemencecik onların elinden yaralara, berelere  uğrardım. Bu yara bere yüzünden de , o yana sığınırdım, o kurtlar tekrar yola getirirlerdi, beni. Değil mi ki  benim düzene girmeme sebep oldular, A akıllı, fikirli er, onlara dua etmek boynumun borcu.

Kul, dertten- zahmetten Allah’a(cc) sızlanır, feryat eder; uğradığı ağrıdan , sızıdan yüzlerce şikayette  bulunur. Allah (cc) da ona” Ağrı -sızı, dert-zahmet, sonunda seni  yalvaran, yakaran  bir kul etti”  der. Sen, asıl senin yolunu kesenden, seni bizim kapımızdan uzaklaştıran, bu kapıdan seni süren nimetten şikayet et. Gerçekte her düşman, senin ilacındır, kimyadır, faydadır sana; senin gönlünü alır. Çünkü ondan kaçarsın, yalnızlık bucağında, Allah’ın lütfundan yardım dilersin.

Gerçekte dostların, düşmandır sana: çünkü o tapudan uzaklaştırırlar, kendileriyle oyalarlar seni.

Hani bir hayvan vardır, adı porsuk, dayak yedikçe semirir büyür, daha iyileşir, sopa vuruldukça daha semirir. İnanan  da gerçekte  porsuktur; çünkü o da dert-mihnet sopasıyla büyür, semizleşir.

Bu sebepledir ki Peygamberler, dünyadaki bütün halktan daha fazla zahmetlere düştüler, meşakkatler çektiler. Böylece de canları, bütün canlardan daha üstün oldu, daha büyük bir hale geldi; çünkü onların uğradıkları belalara başka bir topluluk uğramadı.

Deri ilaçlanır, belalar çeker de, sonunda Taif derisi gibi  hoş bir hale gelir. O acı, o keskin ilaçlar sürülmeseydi, pis bir halde kalır, pis pis kokar dururdu.

Sen , insanı da tabaklanmamış deri say; rutubetten nem kapmış, çirkin, ağır kokulu bir hale gelmiş deri. Acı keskin ilaçları fazla sür de arınsın, güzel, parlak bir hale gelsin.

Fakat , “A düzenbaz, buna gücün yetmiyorsa, Allah(cc) sen istemeden bir dert, bir ağrı-sızı verirse sana, buna da razı ol.”Çünkü dostun belası, seni temizleyen bir şeydir; onun bilgisi,  sizin düzüp koştuğunuz şeylerden üstündür.

Bir adam, belayı acınma  görürse o bela, ona tatlı gelir; ilaç adamı iyileştirmeye başladı mı, hoş gelir adama. İnsan mat oldukça kazandığını gördü mü, “öldürün beni a inandığım, güvendiğim kişiler” der.

Bu kötü kişi de, başkasına faydalı oldu  ama kendisini sürülmüş, kovulmuş bir adam yaptı gitti. İmandan doğan acıyış, kesildi ondan; Şeytan kini, yamandı, kaldı onda. Öfkenin, kin gütmenin tezgâhı kesildi; bil ki sapıklığın da aslıdır, kâfirliğin de.(Mesnevî cilt4,81-112)

Kıssadan Hisse

Bizde “Arkadaşını söyle kim olduğunu söyleyeyim” diye bir tabir vardır. Kötü arkadaş insanı kötülüklere sevk eder, iyiler de iyiliklere. Kötüler hem bizlerin başına belayı sararlar hem de kendi kötülüklerine bizi de ortak ederler.

Ancak bu belalar karşısında isyan etmez, ders alır, sabreder ve yönümüzü tekrar iyiliğe, güzelliğe, Allah yoluna çevirirsek olgunlaşırız. Tabi ki bunun içinde bu belaları, imtihanımız, dolayısıyla   Yüce Allah’ın verdiğine inanıp iman etmiş olmamız gerekir.

Bizi Allah(cc) yolundan alıkoyacak  dünya nimetleri, eşler dostlar, çoluk  çocuk, akrabalar, vs bir sürü etkenler sayılabilir. Allah’ı unutup da bunlara uyduğumuz zaman  yoldan çıkar onların etki alanına gireriz. İstemeden de olsa cazip gelen dünya heva ve hevesi, bizi Allah yolundan ayırır,  Kovulmuş şeytanın  yoluna iter.

Kur’an-ı Kerim’de Tegabun suresi 14. Ayette Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“ Ey İman edenler! Şu bir gerçek ki, eşlerinizin ve evlatlarınızın içinden size bir düşman vardır; onlara karşı dikkatli olun. Eğer affeder, ellerini tutar, hatalarını görmezden gelirseniz, kuşkusuz, Allah da affedici, merhamet edici olur”

Hep affedici olsak, bağışlasak, merhametli olsak , kimseye  karşı kin tutmasak, hoşgörü ve sevgiyle baksak, bu dünyada ne savaş olur ne kavga.

Ayette de işaret buyurduğu gibi; zaten bu dünyada bize dost görünüp yoldan çıkaranlar,  öbür alemde düşmanımız kesileceklerdir. Çünkü biz ancak ahret hayatında idrak edebileceğiz onların bizleri bu dünyada Allah’tan uzaklaştırıp, günahkar bir kul olarak bu alemden göçtüğümüzü. O zaman da iş işten geçmiş olacak.

Zuhruf suresi 67. Ayette şöyle buyrulmaktadır:

“ Dostlar o gün düşman kesilirler. Ancak takvaya sarılanlar böyle değildir.”

 

Her Cuma, namaz öncesi imam, vaazında  Nahl suresi 90. Ayeti okumaktadır:

“Şüphesiz ki Allah, adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp , tutasınız diye öğüt veriyor”

İnsanlar her Cuma duydukları bu öğüde niçin uymaz hep merak etmişimdir. Acaba, söylenen sözler bir hikaye gibi, bir kulakta girip diğerinden çıkmakta mıdır? yoksa insanlar duyup uygulamamak ta mıdır. Herhalde ikinci seçenek  doğru.

Hz.Mevlâna ise “ aynı dili konuşanlar değil, aynı gönlü, duyguyu paylaşanlar anlaşabilir” demiş. Biz de o zaman tercihimizi yapacağız; bizi Allah yolundan ayıran kişilerle  bir arada olmayacağız, bize hep Allah’ı hatırlatan takva sahibi, iyi kişilerle  arkadaşlık  etmeye çalışacağız. Ve hep dua edeceğiz  birbirimize, saf ağızlarla ve Allah’tan dileyeceğiz kendisini bizden uzaklaştırmaması için.

Hz. Mevlâna’nın vefat edeceği sıralarda, Sırâceddin_i Tatarî’yi çağırıp  genişlikte ve sıkıntıda okumasını istediği duayı sunmak istiyorum:

“Allah’ım senin noksan sıfatlardan arı olduğunu pek çok söylemek, seni pek çok anmak için dertlerden, belalardan kurtulmuş, arınmış olmaya özlemimi var. Allah’ım seni anmayı bana unutturacak, sana beslediğim özlemi gevşetecek, senin noksan sıfatlardan arı olduğunu söylemek tadını benden kesecek bir hastalık verme bana. Ama beni azdıracak, benliğimi, kötülüğümü arttıracak esenlik de verme bana rahmetinle, ey merhametlilerin en merhametlisi”

 

 

İnşallah Allah(cc) hep iyilerin hakim olduğu, kötülerin ve kötülüklerin olmadığı günleri görmeyi nasip eder. Sevgi ve muhabbetle kalınız.

Op.Dr.Mehmet Can Özkardeşler

Mevlâna Kültür ve Sanat Derneği Başkanı(www.mekusad.org)

 

Paylaş>>

Yorum Yap ↓