MEVLÂNÂ’NIN FELSEFESİ, FİKİRLERİ VE ESERLERİ

0

mevlanagolgeler

Mevlânâ’nın Felsefesi-Fikirleri ve Eserleri

Mevlânâ , şeyhi Seyyid Burhâneddin’in ölümünden itibaren artık olgunlaşmış, dini ilimleri öğretmeye ve halkı irşat etmeye başlamıştı. Özellikle fıkıh ve hadis ilimlerinde yüksek bir mertebeye erişmişti ve fetva makamında bulunuyordu. Rivayete göre yüzlerce öğrencisi vardı, şöhreti her yere yayılmış ve müritleri çoğalmıştı. O gerek babasından gerekse Seyyid Burhâneddin ‘den çok etkilenmiş,  bu yüzden  bir taraftan eğitim-öğretimle uğraşırken, diğer taraftan  da Gazali’nin dini hükümlerle birleştirdiği tasavvuf esaslarıyla meşgul oluyordu.

Mevlânâ,  devrine kadar kurulmuş, kökleşmiş, hatta olgunluk devresine girmiş olan İslami bilgide, gerçekten de  ileri bir er di. Ayrıca Arap ve Fars edebiyatlarını pek mükemmel biliyordu. Rumca şiirleri olduğuna göre herhalde  bu dili de biliyordu.

Ondan önce  kalıplaşmış ve donmuş olan tasavvuf, Mevlânâ’ da nasıl canlı, insani ve reformcu, bencillikten tamamen uzak,  moral verici bir sistem haline gelmiş ve bütün varlığını kavrayan bir aşk görünüşü olmuşsa, şiir de  onun ağzında aynı inancın, aynı aşkın ve aynı görüşün ifadesi olmuştur.

Yaşayışı ve kâinatı, daimi bir oluş ,durmayan bir değişme ve yenilenme gören ve “Şu hem var,hem yok olan dünyadan azar azar yoklar gittiler,  varlar geliyorlar” diyen Mevlânâ, “Can penceresinden kanlı köpükler saçmak, iki cihanın sözünü de bir ağızdan bir hamlede söyleyebilmek istiyorum”, derken hep bu yeniliği, değişmeyi ve  bu oluşu düşünmede, yepyeni şeyler söylemeyi istemektedir.

Bunu başarmıştır Mevlânâ,  ve kendisi de bu başarısını  şöyle bildirir:”Eski mallar satanların nöbeti geçti. Yeni şeyler satıyoruz, bu pazar bizim pazarımız şimdi”.

O 700 yıl evvelki yenilikçi düşünceleriyle taassuba göğüs germiş, ve halen fikirleriyle  güncelliğini korumakta ve gönüllerimizi sulayıp dertlerimize derman, içimizde, ilahi aşkın tohumlarının atılmasına vesile olmaktadır.

Mevlânâ Arap edebiyatını pek iyi bilir, İran edebiyatını bildiğini söylemeye gerek bile yoktur. Onun şiirini öven unsurlardan biri mazidir. Hint-İran ve Yunan mitolojisi  ve mukaddes kitaplarda geçen hikayeler, bu hikayelerin çeşitli tesirlerle aldığı şekiller, sonradan klasikleşmiş Arap ve İran halk hikayeleri ve tüm bunlardan meydana gelen kalıplaşmış manzumlar bütün genişliğiyle Mevlânâ’ nın şiirlerinde yer alır.

Mevlânâ halk dilini, şiir dili olarak kullanmıştır. O, devrinden önceki hayatı bize verdiği gibi, devrinin bütün hususiyetlerini de büyük bir sadakatle vermektedir.

Felsefenin şiddetle karşısında olan ve imam Fahr-i Razi’yi, Kur’ân’ı  Yunan felsefesine göre tefsir ettiği için kınayan, kendisine bağlananları “Burhan gösterme” adıyla ateşle oynayan dervişleri seyretmeye bile göndermek istemeyen, kerameti insani olgunluk sayan, tekkelerde oturup halktan ayrılan, kendilerini üstün gören, vakıfla geçinen şeyhleri dükkan açmış ticaret erbabına benzeten Mevlânâ, Mesnevî’sinde de, Divan-ı Kebir’inde de insanın olgunluğunu, kâmil olmasını amaç edinmiş,  cebr’i reddetmiş gerçeğe aşkla, sevgiyle ulaşılacağını telkin etmiştir.

Mevlânâ’da olaylara boyun eğmek, miskince yaşamaya katlanmak, çalışmadan geçinmek duygularının, isteklerinin bir zerresi bile yoktur. O’nda zulmü, hiyaneti dünya hayatından silmek duyguları hakimdir.

Mevlânâ’nın şiirleri bir ümmet bilgisini aksettirmekle beraber, devrini, devrinin özelliklerini, köyü-şehri, savaşı-kavgayı, zulmü-adaleti, ezelle ebedi dinle duyguyu, yaşayışla ölümü insan birliğini belirtmektedir.

Mevlânâ happy wheels şeriatten zerre kadar ayrılmayan bir erendir. O’nun vahdet anlayışı, her şeyde Allah’ın kudretini, hikmetini, lûtfunu görmek, bu görüşe aşk, cezbe ve sohbet yoluyla ulaşmak esaslarına dayanır.

ESERLERİ:

1)Mesnevî: Dini, felsefi, ahlâki ve içtimâî konuların çeşitli hikayeler etrafında işlendiği 26 bin beyte yaklaşan 6 ciltlik bir şaheserdir..

Mevlânâ, Mesnevi’sine “Birlik dükkanı” demekte, Mesnevi‘yi “Mesnevimiz birlik dükkanıdır; birden başka ne belirirse puttur” beyitiyle övmektedir. Mesnevî, Dünya dillerinin bir çoğuna çevrilmiş ve bir çok defalar şerh  edilmiştir.

Mesnevî, doğu klasik edebiyatında, şiir tarzlarından biridir. M evlânâ altı cildlik eserine “Mesnevî” demeyi yeterli bulmuştur. Gene bu çeşit kitaplarda  adet olduğu gibi  tahmid, naat ve zamanın padişahına yahut herhangi bir büyüğüne methiyeyle de başlamamış, bu örf ve adete uymamıştır Mevlânâ. Çünkü, O’nun her sözünde Rabb’inin bir değil sonsuz tecellisi var, gönlünün özü- özeti var. O’nda Hz.Muhammed (s.a.v)’in sonsuz sevgisi coşup durmaktadır. Çünkü O ömrü boyunca Rabb’inden başkasına eğilmemiş,  her güzellikte gerçek sevgilisini: yani Rabb’ ini görmüştür. Mevlânâ Celâleddin-i Rûmi’nin, bu ölmez eseri, yazıldığı tarihten itibaren zaman geçtikçe o kadar tanınmıştır ki, Başka şairlerin yazdığı Mesnevî’ler, onların adlarıyla telafuz edildiği halde, bugün, bazı hikayelerden bahsederken “Mesnevi’de geçmektedir” dendiğinde, akla sadece 0’nun Mesnevî’si gelmektedir.

O, Mesnevî’de, hikaye içinde hikaye anlatır, derken başka bir olayı hatırlar, ona dalar, geçmişi ve geleceği anlatır. İleri bir görüş ve anlayışla, gereken dünyayı, gereken yaşayışı, ilahi ve insani aşkı, birliği beraberliği de gözler önüne serer.

Kendisi “Mesnevi” için şöyle demektedir: Gönüllere şifa, hüzünlere ciladır. Kur’an’ı  iyiden iyiye açar, açıklar, rızıkları genişletir, bollaştırır, huyları temizler, güzelleştirir, tertemiz kişilerden başkasının dokunmasına meydan verilmez.

2)  Dîvân-ı Kebîr: Büyük Divan demektir. Mevlânâ’nın gazel, terkîb-i bend ve rubailerini ihtiva eden bu kırk bin beytlik eseri bir şiir deryasıdır. O’nun şiirlerinin toplandığı Divan-ı Kebir gerçekten de bir ummandır. Gazellerinin çoğunu özellikle Şems-i Tebriz-î’nin kaybolması üzerine söylediğini biliyoruz.

Divan-ı Kebir’deki şiirlerde ilahi aşkın, insani heyecanın ifadeleri, hayatın acı  tatlı bütün özellikleri mevcuttur. Halkın duygularını, günündeki olayları dile getirir. Hayatıyla, şiiriyle sözleriyle bir bütündür Mevlânâ. O’nun özünü sözünden, bir sözünü de başka bir sözünden ayırt etmeye imkan yoktur.

3)   Fîhi Mâ Fîh: (içinde ne varsa odur manası,  anlamındadır): Mevlânâ’nın sohbetlerini içerir. Gerek O’nun hayatını gerekse zamanındaki çeşitli olayları, fikir ve inançları yansıtması bakımından önem taşır. Dili tamamıyla halk Farsçasıdır. Bu sohbetler, kimler tarafından zaptedilmiştir, tertipleri, konuşma tarihine uyar mı? Bunlar hakkında kesin bilgi olmamakla beraber Sultan Veled tarafından yazıldıkları tahmin edilmektedir.

Bir araya toplanıp “Fîhi Mâ Fîh” adı verilen bu sohbetler, tahmini Şems’le buluştuktan, ilk coşkunluk dönemini geçirdikten sonraki dönemlere, çoğu da 1247 yılıyla vefat yılı olan 1273 yılı arasındaki yirmi altı yıllık devreye aittir.

4)   Mecâlis-i Seba (yedi meclis demektir): Mevlânâ’nın camilerdeki vaazların içerir. Yedi bölüm halindedir.

5)    Mektûbât: Devrinde devlet adamlarına ve önemli şahıslara yazdığı mektuplar.

Paylaş>>

Yorum Yap ↓