MESNEVİ’DEN BİR HİKAYE, “TİLKİ VE EŞEK”

0

 

Mesnevî’ den bir hikaye:       

                                                                         T İ L K İ     ve     E  Ş E K  

          Bir çiftçinin bir eşeği vardı. Sırtı  ağır yükten  yaralı ,  karnı  aç,  çok zayıf bir haldeydi. Gündüzleri,  ta  gecelere kadar otsuz kayalıklarda aç, koruyucusuz, çaresiz dolaşır dururdu. Oralarda içecek sudan başka yoktu ve  bundan dolayı eşek gece gündüz matemdeydi.

          Oralarda bir kamışlık, bir orman vardı. Orada işi gücü avlanmak olan bir aslan vardı. Aslan,  bir erkek fille savaşmış,  yorulup hastalanmış,  ava çıkamaz olmuştu. Öbür canavarlar da kuşluk yemeği yiyemez oldular;  çünkü aslanın artığı ile beslenirlerdi. Aslan hastalanınca onlar da dara düştüler.

          Aslan, bir tilkiye, “Git benim için bir eşek avla. Çayırlık da bir eşek bulursan ona dil  dök ,  kandırıp buraya getir. Eşeğin etini yer, kuvvetlenirsem, ondan sonra başka bir av tutabilirim,  birazcığını ben yerim ,   geri  kalanını siz yersiniz. Ben de bu suretle sizin gıdalanmanıza   sebep  olurum. Benim için ya bir eşek ara, ya bir öküz. Ne bulursan ona, o bildiğin efsunlardan oku,  onu efsunlarla güzel sözlerle  aldat,  buraya  çek ,  getir” diye emir verdi.

 

          Tilki aslana, “Emriniz baş üstüne hileler düzeyim, aklını  başından alayım,  istediğin gibi hizmette bulunayım. Hile  ve  efsun benim işimdir. İşim gücüm masal söylemekten,  halkı yolundan çıkarmadan ibarettir”dedi.

            Dağ başından dereye doğru koşmaya başladı, derken o yoksul ve zayıf eşeği buldu. Candan bir selam verip yanına gitti, o saf yoksulun yanına vardı, dedi ki; “bu kuru âlemde ovada ne  alemdesin? Bu çorak kayalıklardan  ne yapıyorsun?”

             Eşek dedi ki; “ister gamda olayım,  ister  irem  bağında , kısmetimi  Hak veriyor, o’na şükretmekteyim. Dosta, hayır zamanında şükrediyorum,  şer zamanında da, çünkü kaza ve kaderde beterin beteri var. Madem ki rızkı taksim eden Allah’tır,  şikayet ,  nimeti inkardır, küfürdür, sabır gerektir. Sabır,   feraha   kavuşmanın anahtarıdır,  dünyada haktan başka herkes düşmandır. Dost ancak O’dur. Şu halde   dostu düşmanına  şikayet etmek , iyi bir şey değildir. Hak bana ayran verirse,  bal istemem çünkü her nimetin bir  gamı vardır.”

              Tilki ,  buyruğa uyup helâl rızık aramak farzdır, dedi. Bu âlem , sebepler âlemidir. Sebepsiz hiçbir şey elde edilmez.Şu halde mutlaka dilemek, aramak gerek. Cenab-ı Hak  “Allah’ın  lûtfunu ve ihsanını dileyin’’  diye emretti(Cumua-10) .Kaplan gibi zorla kapmak caiz değildir. Peygamber efendimiz,  Ey yiğit! Rızık kapısı kapalıdır. Ve kapı üzerinde kilitler vardır,’’  buyurmuştur. O kilidin anahtarı bizim çalışıp didinmemiz, koşuşturmamız ve kazancımızdır(Necm-39,40). Anahtarsız bu kapıyı açmaya yol yok;  kul istemeden ekmek vermek, Allah’ın adeti değildir’’.

               Eşek,  O senin dediğin, tevekkül zayıflığındandır. Yoksa can veren,  ekmek de verir. Padişahlık ve üstünlük  dileyen kişiye,  bir lokma ekmek az gelmez oğlum. Ehil ve vahşi  hayvanlar,  hepsi daima rızıklarını bulmaktadır. Bunlar ne kazanç peşindedirler,  ne de rızık. Rezzak olan Allah, herkese rızkını vermektedir. Herkesin kısmetini önüne koymaktadır. Kim sabrederse rızkı gelir yetişir. Çalışıp çabalama zahmetine düşmen, senin sabırsızlığındandır’’ dedi.

                Tilki şöyle cevapladı; “Senin  bahsettiğin  tevekkül,  nadir bulunur. Bu tevekkülü elde etmek pek az kimseye nasip olur. Nadir şeyin etrafında dönüp dolaşmak,  bilgisizlikten  ileri gelir,  herkes nereden padişahlığa yol  bulacak? Peygamber ,   kanâate  hazine”demiştir. Gizli hazineyi herkes elde edebilir mi? Haddini bil de  yücelere  uçma, uçma da kötülük çukuruna düşme!”

              Eşek “bu sözü ters  söylüyorsun” dedi. “bil ki kötülük, insana tamahtan gelir. Kanâatten hiç kimse ölmedi,  hırsla da hiç kimse padişah olmadı. Allah , ekmeği domuzlarla köpeklerden bile esirgemiyor. Şu bulut ve yağmur,  insanların kazancı değil ya.  sen nasıl rızka  düşkün bir âşıksan,  rızık da rızkı yiyene öyle düşkün bir âşıktır. Sen peşinden koşmasan da o senin kapına gelir; fakat koşarsan başına dert olur.

             Tilki dedi ki; “bu hikayeleri  bırak,  az bile  olsa elini kazanca at. Allah sana el vermiştir, bir iş yap,  kazan da bir dosta yardımda bulun. Kim bir kazanca el atarsa, öbür dostlara dostlukta bulunmuş olur, onlara yardımı dokunur. Çünkü bütün kazancı bir kişi elde edemez. Bir kişi hem dülger ,  hem saka, hem terzi  olamaz ya. Âlemin düzeni böyledir. Herkes yoksulluğundan bir işe sarılmıştır. Ortada bedava sofraya oturup   yemek yok. Sünnet olan yol,  bir işe sarılmak ve bir şey kazanmaktır. Çalışmak ibadettir.”

          Eşek dedi ki; “Allah’a tevekkülden daha iyi bir kâr bilmiyorum. İki Âlemde de  en iyi kazanç budur. O’na şükretmenin kazancına benzer bir şey görmedim  ben. Allah’a  şükretmek,  rızkı artırır( İbrahim suresi-7).

         Tilki ile eşek arasında konuşma uzadı gitti. Sorudan da cevaptan da aciz  kaldılar. Tilki bundan sonra eşeğe dedi k  kendinizi ellerinizle tehlikeye atmayın” (Bakara suresi-195) yasağı var. Çorak ve kayalık bir sahrada  sabretmek ahmaklıktır. Hakk’ın âlemi geniştir (Ankebut suresi-56). Buradan çayırlığa göç. Orada ırmak kenarında yeşil otlaklarda  otla. Cennet  gibi yemyeşil bir çayırlık. Orada yeşillikler bitmiş, ta bele kadar büyümüş. Ne mutlu o hayvana ki oraya varır. Deve bile o yeşillikte kaybolur. Orada her yanda bir kaynak akmakta , orada hayvanlar emniyete kavuşmuş, hepsi rahatta.”

        Eşek, eşekliğinden olsa gerek diyemedi ki; “ey  lanetlenmiş! sen oradasın da  neden böyle zayıfsın. Nerede neşen ,  semizliğin ,  nerede nurun? Sen oradansın da neden bu sıkıntılara düşmüş  bedenin  böyle zayıf? Bu aç gözlülük bu görmemezlik senin yoksulluğundandır beylerbeyi olduğundan değil. Madem kaynaktan geldin,  neden kurusun sağlıklı, besili değilsin? Madem misk ceylanısın,  nerede misk  kokusu? Söylediğin anlattığın şeylerden neden sende bir  belirti yok ey yüce kişi?”

         Eşek tilkiye sırlar söyledi, ama serserice  ve mukallitçe (hikmet ehline taklit ederek) söyledi. O  mukallitte  (hakikati ermemiş taklitçe) yüzlerce  delil ,  yüzlerce  söz vardır. Ama dile getirince görürsün ki onlarda can yok. Söyleyen de can ve canlılık olmazsa, yaprak  ve  meyve  nerden olacak? Öyle söz tesir eder mi hiç? İnsanları yolda cesaretlendiriyor, ama kendisi saman çöpünden daha titrek. Sözü her ne kadar parlak  olsa  da,  sözünde bir titreyiş gizlidir. Eşek tilkiyle iki üç kez bu bahiste tartıştı. Fakat mukallitti,  tilkinin hilesine kapıldı.  Görgü ve anlayışı   olmadığından ,    tilkinin  hilesi onun kandırdı. Yemek  hırsı onu öyle bir zelil etti ki  ,  beşyüz delili olmakla tilkiye mağlup oldu.

      Tilki, hilesinde ayak direndi. Eşeğin sakalını tutup çekti. Bir tavşan bile aslanı kuyuya sürüklerse, bir tilki eşeği çayırlığa nasıl sürüklemez? Tilki bir eşeğin baştan çıkarırsa, bırak çıkarsın, sen eşek olma da üzülme!

    Tilki eşeği alıp çayırlığa götürdü. Aslan ona saldırıp param parça edecekti. Eşek aslandan uzaktı;   fakat aslan eşeği görünce hırsından yaklaşmasına    sabredemedi. Birden korkunç bir şekilde kükredi; fakat kımıldayacak kuvveti yoktu zaten. Eşek bunu görünce dönüp nalları kaldırdı, ta dağın eteğine kadar kaçtı.

     Tilki happy wheels dedi ki “ey padişahım, kavga zamanını neden sabretmedin? O aptal sana yaklaşsaydı, hafif bir saldırışta ona üstün gelirdin. Acele etmek şeytanın hilesidir. Sabır ve tedbir ise  Allah’ın   lûtfudur.  O uzaktaydı saldıracağını görüp kaçtı. Senin de zayıf oluşun meydana çıktı; yüzünün suyunu döktü, yani güçsüzlüğünü açığa vurdu.”

     Aslan “kuvvetim yerinde sandım” dedi. ”bu derece halsiz kaldığımı zannetmiyordum. Fakat açlık ve ihtiyacım haddini aştı. Açlıktan sabrımda kayboldu, aklımda. Elinden gelirse bir kere daha onu baştan çıkar. Düzenlerle onu buraya getirmeye çalış. Sana pek minnettar olurum.”

         Tilki “Allah yardım  eder de ,  körlükle   gözünü bağlar, çektiği korkuyu unutursa ne alâ!  Bu  da  onun eşekliğinden uzak değildir. Fakat ,  onu  kandırır da  buraya getirirsem yine acele edip emeğimi boşa çıkarma”, dedi.

          Aslan “Evet, tecrübe ettim, anladım ki halsizim, bedenimde derman kalmamış. Kendimi  uyur gösterir,  eşek  tamamıyla bana yaklaşmadıkça  , yerimden  bile kımıldamam,’’ dedi.

          Tilki yola düştü “, Aman padişahım, sen bana himmet et de   eşeğin  aklını bir gaflet  bürüsün. Eşek ,  her  kötü kişiye kanmamak için Allah’a tövbeler etmiştir. Onun tövbelerini hilemle bozayım.Biz aklın ve aydın ahdin düşmanıyız. Eşeğin başı çocuklarımızın topudur. Eşeğin düşüncesi, elimizin oyuncağı. Eşek hilemizi tecrübe ettiyse de zayıf tabiatlı olduğundan belki tövbesini bozar da bunun cezasına uğrar’’ demekteydi.

           Tilki çabucak eşeğin yanına geldiğinde eşek ona  senin gibi dosttan çekinmek  gerek, ey adam olmayan’’ dedi. Ben  sana  ne yaptım da  beni ejderhanın yanına götürdün? Bana  kinlenmene  sebep neydi? Yaratılışındaki  kötülükten başka ne sebep vardı buna? Bizden kendisine bir kötülük gelmediği halde  , can düşmanımız olan şeytan gibi. Şeytan ,  tabiat bakımından insana düşmandır(Bakara suresi-68). İnsanın helak oluşuna sevinir. O her an adamın peşine düşer,  bir türlü bırakmaz. Huyunu , çirkin tabiatını bırakır mı hiç. Çünkü onun içindeki kötülük, sebep yokken onu düşmanlığa çeker. Vahye nail olan, gözü açık bulunan Hz. Adem’i  bile o melun, kötülüğe ve  şerre düşürdü. Hz. Adem ‘in geçmişte bir suçu yoktu,  Şeytan’a bir zarar vermemiş,  bir haksızlıkta bulunmamıştı’’.

            Tilki dedi ki, “O bir büyü, bir tılsımdı. Senin  gözüne aslan göründü. Yoksa ben beden bakımından senden zayıfım; öyle olduğu halde gece gündüz orada otlamaktayım. O çeşit bir tılsım yapmasalardı her obur, doğru oraya koşardı. Fillerle, ejderhalarla dolu aç bir dünya dururken, hiç tılsım olmadıkça,  ova öyle yemyeşil durur mu? Ben, öyle korkunç bir şey görürsen sakın korkma diyecektim, ama  gönlüm haline yandı, o derde daldım da aklımdan çıktı. Seni köpek gibi acıkmış, perişan bir halde görünce koşa  koşa  gelsin diye seğirttim. Yoksa sana tılsımı anlatacak,  sana bir hayal görünür, ama aslı yoktur diyecektim’’.

               Eşek şöyle cevap verdi:  “Ey düşman, hadi çekil önümden, çekil de çirkin suratını görmeyeyim. Seni ,  kötü   talihli bir hale getiren Allah,  çirkin suratını da   pek berbat bir hale sokmuş. Hangi  yüzle bana  geliyorsun? Beni  kandırdın,  seni çayırlığa götüreyim diye apaçık canıma kastediyordun. Azrail’i gözlerimle gördüm. Sen yine bana düzen kurmaya,  beni kandırmaya çalışıyorsun ha! Ben  ister eşek olayım,  isterse eşeklerin utancı,  nihayet benim de canım var. Bunu nasıl  feda   edebilirim?  O   gördüğüm   amansız korkuyu,  bir çocuk görse derhal ihtiyarlardı,  hamile kadın  çocuğunu düşürürdü. O korkudan, o heybetten kendimi cansız, gönülsüz bir halde  dağdan baş aşağı attım. O perdesiz azabı görünce korkudan ayağım bağlandı.

         Lûtuflar  sahibi Allah’a ahdettim, “ sen dedim ayağımdaki şu bağı çöz de,  bundan böyle ahdim olsun,  kimsenin sözüne kanmayayım .Benim o duam, o sızlanışım  yüzünden , o anda  Allah ayağımdaki bağı çözdü. Yoksa o erkek aslan bana yetişirdi; aslanın pençesi altında kalan eşek, ne hale gelir? Yine o aç aslan  hileyle seni bana yolladı değil mi?, ey kötü arkadaş? Herkesin, her şeyin kendine muhtaç olduğu ihtiyaçsız Allah’ın tertemiz  zatına  ant  olsun ki kötü yılan kötü arkadaştan yeğdir. Kötü yılan  bön kişinin canını alır;  fakat kötü dost , insanı ateşe atar, cehennemi yurt eder insana. İnsan, o söylemese bile yanında dura  dura  kötü arkadaştan huy kapar;  gönül, gizlice onun huyuyla huylanır. O sermayesiz, sana gölge saldı mı, senin sermayeni alır gider. Aklın, bir ejderha bile olsa, bil ki kötü dost zümrüttür. Aklının gözlerini kamaştırır, onun kınaması seni   zarara uğratır. 

          Tilki, bizim saf gönlümüzde tortu yok; ama vehimden doğan hayaller de küçümsenemez. A saf gönüllü  , bütün bunlar senin vehmin; yoksa sana karşı gönlümde ne bir kötülük düşüncesi var, ne bir düzen. Kendi çirkin hayaline uyup da ona göre görme beni, seni sevenlere ne diye kötü bir zan beslersin?

         Temiz kardeşlere iyi zan besle; onlardan görünüşte cefa bile görsen, hoş gör onları. Bu kötü hayal, bu kötü zan belirdi de yüzlerce dostu dosttan etti.Seni koruyan biri cefa etse de, seni sınasa bile aklın onun hakkında  kötü zanna kapılmaması gerekir. Hele ben   hiç de kötü kişi değilim; senin kötü gördüğün ancak bir tılsımdı. Uğradığın şey kötü bile olsa dostlar , böyle bir yanlışı bağışlar. Vehim, ümit ve korku hayali, yolcuya  pek büyük engeldir.

           Eşek bir hayli çalıştı, tilkiden korundu; ama köpek gibi de acıkmıştı, hırsı üstün geldi, sabrı zayıfladı. Ekmek sevdası nice boğazları yırtmıştır. Onun için kendisine gerçek bilgiler verilmiş olan Peygamber’imiz “ az kaldı ki yokluk-yoksulluk, kafirlik olacaktı’’ dedi.

           O eşek de açlığa tutsak olmuştu, “ bu tuzak bile olsa tut ki öldüm. Bari  , şu açlık azabından kurtulurum; yaşayış buysa ölüm daha iyi bence”, dedi. Önce  tövbe eden  ant  içen eşek, eşekliğinden tövbesini de bozdu andını da. Hırs insanı kör eder, ahmaklaştırır, bilgisiz bir hale kor ve ölümü kolaylaştırır. Çalış  çabala da canın ebedileşsin; ölüm günü de  bir azığın olsun.Eşeğin, rızık verene dayancı ve güvenci de yoktu ki cömertlik  gayb  aleminden rızık saçsın ona. Açlık olmasa bile mide dolgunluğundan, mide ekşimesinden sonra sende, yüzlerce hastalık baş gösterir.Açlık zahmeti hem güzellik , hem hafiflik verir hem de tesir bakımından o hastalıklardan yeğdir. Açlık zahmeti, öbür zahmetlerden daha temizdir; hele bir de açlıkta yüzlerce fayda vardır , yüzlerce hüner. Kendine gel açlık ilaçların padişahıdır.Bütün hastalıklar açlıkla iyileşir, bütün güzel yemekler aç olmadıkça hoşa gitmez.

           Tilkiceğiz, sonunda eşeği aslanın yanına dek götürdü; o yiğit aslan eşeğe saldırdı, onu paramparça etti. O canavarlar padişahı, savaştığından yoruldu, susadı ve su içmek için kaynağa döndü. Tilkiceğiz   fırsattan  istifade eşeğin ciğeriyle yüreğini aslan gelmeden yedi. Aslan   kaynakta dönüp eşeğin geri kalan kısmını yemeye gelince ciğerini ve yüreğini aradı, fakat  ne yürek vardı ne de ciğer. Tilkiye ciğeri nerde yüreği nerde diye sordu çünkü aslanlar bu uzuvları pek severdi. Tilki ‘’ onun ciğeri ve yüreği olsaydı bir kere daha gelir miydi buraya?  O korkuyu, o  kıyameti , o kaçışı o dağdan atlayışı gördükten sonra bir daha senin yanına gelir miydi yüreği olsaydı”. 

          Kıssadan hisse:  Bir insan işlediği  günahtan  pişman olur, tövbe  edip af diledikten sonra,  tövbesini unutur,  başına gelenlerden ders çıkarmaz  ve yine aynı günahı işlemeye devam ederse  Allah’ın  gazabı ebedi olarak onun üzerinde olur ve gerek bu dünyada , gerek se  ahirette cezasını çeker.

         Hz. Mevlânâ  ,  burada,  bir belaya maruz kaldıkları, sıkıntı ve korku içinde bulundukları zamanlarda  tövbe  eden ve Allah’a dua edip af dileyen, Allah’ın  lütuf ve ihsanına mazhar olup belayı atlatınca  da tövbelerini  ve Allah’a verdikleri sözleri  unutup,  gaflet ve nankörlükte bulunan insanlara dikkat çeken  Kur’an  ayetlerine  işaret etmektedir.(Hud: 9-11, İsra: 67-69,  Zümer:54, )

         Ancak ,  yüce Allah , dilediğinin tövbesini kabul eder, Allah,  Gafûr’dur,  Rahim’dir.(Tövbe- 27)

Paylaş>>

Yorum Yap ↓