Müzik Ruhun Gıdası…

0

M Ü Z İ K   R U H U N  G I D A S I

Müzik  kimi etkilemez ki? Her insanın  gönlüne hoş gelen bir müzik türü vardır. İnsanın yetişmiş olduğu çevreye, kültüre ve eğitimine göre beğendiği, hoşlandığı  müzik türü ve tarzı vardır ki  bu zamanla , mekanla  ve yaşla  değişebilir. İnsan psikolojisi devamlı değişkendir: bazen   duygusal , iyi niyetli, neşeli  ve dışa dönük bazen da karamsar, kötümser, ümitsiz ve içe dönük. Yani  insan bazen bir göl gibi  sakin ve durgun bazen da fırtınadaki deniz dalgaları gibi içi coşup kabaran yerinde duramayan  bir varlık.

Müziğin bizdeki etkisi acaba nasıl? Yani biz içinde bulunduğumuz  ruh   halinden  dolayı  dinlediğimiz müziği  mi seçiyoruz? Yoksa hoşumuza  giden,  bizi neşelendiren, hep dünya zevkleri ve nimetlerine yönlendiren müziğin mi etkisinde kalıyoruz? Ya da içinde bulunduğumuz psikolojik durum bilinç altımızı devreye sokarak, bizi ona uygun müziği dinlemeye mi yönlendiriyor?

Bu soruların cevabını herkes kendine göre düşünerek  bulabilir. Bir de taş kalpliler var. Bunları hiçbir müzik türü etkilemez. Müziği gürültü olarak görürler: ” Kapatın  şu zırıltıyı , kafa beyin kalmadı, başımız şişti, ne anlıyorsunuz bu müzikten diyenler“. Bunlar her türlüğü ses , müziğe karşıdırlar. Bazıları daha da ileri giderler; müzik aleti çalmanın günah olduğunu, kadın sesinin günah olduğunu söyleyerek işin dini boyutunda  yetkili alimmiş gibi fikir ileri sürerler. Hicrette  Medineliler Peygamber Efendimizi (sav)  tef çalarak karşılamışlardır. Ayrıca bir düğünde  tef çalarak eğlenenleri  durdurmak isteyenlere  “bırakınız eğlensinler,  düğündür eğlenmek haklarıdır” demiştir.

Yüce Allah “insanı balçıktan yarattım ve kendi ruhumdan  üfledim”  diye buyurmaktadır. “Ol-KÜN” demiş alem yaratılmıştır. Bu, “ol” emri  ses dalgalarının ritmiyle oluşmuş ve bizdeki müzik etkisini  mi yaratmıştır acaba diye düşünebiliriz, tabii ki doğrusunu Allah bilir. İşte ruhlar aleminde Yaratanından  ayrılıp bu dünyaya gönderilen  insan ,hep ona kavuşma özlemi içinde  hasretle o günü yani kavuşma gününü beklemekte ve kendisine  Allah’ı hatırlatacak şeylerle uğraşmaktadır. Bu ibadet olur, müzikle olur, sanatla  olur vs.

İmanın yarısı şükür diğer yarısı sabır derler ya işte iyi bir  eser ortaya koyabilmek için bir sürü eğitimden geçip  acele  etmeden, sabırla, sebat ederek Allah’ın da yardımıyla  klasik Türk müziğinde  eserler besteleyen bestekarlar, Mevlevî Ayin-i Şerifi, dini müzik, tekke müziği, cami müziği yani tasavvuf mûsıkîsi adıyla ortaya koydukları eserlerle insanımızın Allah’a daha da yakınlaşmalarına, Ahreti, ölümü hatırlamalarına, bu dünyanın geçiciliğini hissetmelerine  neden olmuşlardır. Hepsinden Allah razı olsun. Gerek sanat şaheserleri ortaya koyan sanatçılar gerekse klasik mûsîkimize unutulmaz eserler kazandıran bu  tevazu sahibi  olgun insanlar eserlerinin altına isimlerini yazmamışlardır. Çünkü aldıkları terbiye  ve edepleri  onlara kul olduklarını, eksiksiz olanın yalnız Yüce Allah olduğunu öğretmiştir. Hatta bazıları eserlerinde  bilerek hata yapmışlardır. Besteledikleri eserlere hocalarının adını yazanlar olmuştur. Aldıkları terbiye nedeniyle ruhları dinginleşen  zarifleşen ve ince düşünen  sanatkar ve bestekarlar,  Allah’ın yardımı olmadan  bu eserleri ortaya koymalarının imkansız olduğunu idrak etmişlerdir.

Bu tarz müzik inançlı insanların gönüllerini, ruhlarını besler ve içlerinde yüce Allah’ı hissetmelerinde kolaylık sağlar, gönüller yumuşar, ruhları rahatlar,  manevi bir boşluk ve hoşluk hissetmelerine neden olur. Ayrıca  düşük  frekanslı ses dalgaları ihtiva eden kuş sesi, su sesi ve rüzgar sesi uyku esnasındaki  insanın beyin dalgalarına yakın sesler olduğu happy wheels için,  insanda bir rahatlama, gevşeme  ve  huzur oluşturur.

Bir de insanın dünya zevklerine hitap  eden , nefsin hoşuna giden müzikler vardır  ama  biz bugün  bunlara değinmeyeceğiz.

Hz. Mevlânâ, Mesnevî ‘sinin ilk  on sekiz beyitinin ilk dörtlüğünde şöyle söylemektedir:

“Dinle bu ney neler hikaye eder/ ayrılıklardan nasıl şikayet eder/Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryadımdan/erkek ve kadın müteessir olmakta ve inlemektedir.” İşte  insan  da hep Yaratanına hasret ve özlemle kavrulur yanar.

Bugün gerek ney sesinin  gerekse  Sema töreninde icra edilen Mevlevî Ayin-i Şerifi musikisinin, insan ruhunun ta derinliklerine nasıl tesir ettiğini Konya’da düzenlenen Şeb-i Arus  (Vuslat) törenlerinde görmekteyiz. Dünyanın dört bir yanından gelen  farklı din ve ırklardaki insanların gönülleri  huzur bulmada, gözlerinde yaşla  ferahlamakta ve bir huşu  içinde törenden ayrılmaktadır. Neyden gelen  “İlahi Aşk” çığlıklarıdır onları duygulandıran.

Sadece Müslümanlar değil, gayri müslümlerde  de dini müsiki kiliselerde  korolar tarafından söylenmekte, onlar da  müzikten etkilenmektedir. Klasik batı müziği bestecileri hangi ruh haliyle yapmıştır o besteleri. İnsan onu da dinlerken  ruhu dalgalanmakta, kâh gök yüzüne  uçarcasına bulutların üzerine çıkmakta, kâh yeryüzüne inmektedir. İçi alabora olmaktadır, ruhu dinginleşmektedir.

Bizleri duygulandıran gönüllerimizi bir hoş eden müzik asırlardır bazı hastalıklarda tedavi amaçlı  kullanılmıştır. Ortaçağ karanlığındaki Avrupa, akıl hastalarını zincirlerle bağlarken, Osmanlı’da bu tip hastalar müzikle tedavi edilmekteydi. Müzikle tedavi yöntemini en fazla uygulayan Selçuklu ve Osmanlı olmuştur. Edirne, Kayseri, Sivas  ve Bursa gibi illerde tedavi merkezleri kurulmuştur. Osmanlı Sultanlarından İkinci Bayezıd, 1488 yılında Edirne’de Mimar Sinan’a  bir Daruşşifa kurdurmuş ve hastaları su sesi ve müzikle tedavi ettirmiştir.

Evliya Çelebi de bu konuda şöyle yazmıştır “Mûsîkinin insan ruhu üzerindeki olumlu etkisini bilen  Daruşşifa’nın hekimbaşısı hastalara önce  farklı makamlardan müzik dinletir ve onların kalp atışlarının yavaşlayıp hızlanmasına göre hangi makamdan etkilendiklerini bularak tedaviye başlardı. Ara sıra onlara müzik ekibine konser verdiriyordu”

Türk müziği makamlarının ruha olan etkileri Farabi tarafından şöyle sınıflandırılmıştır:

1-Rast Makamı – insana safa (huzur ve neşe ) verir,güneş iki mızrak boyu iken etkili.

2-Rehavi makamı-beka (sonsuzluk)hissi verir, yalancı sabah vaktinde etkili.

3-Kuçek makamı-hüzün ve elem verir,

4-Buzürk makamı-korku verir, yatsıdan sonra etkilidir.

5-İsfahan makamı-hareket kabiliyeti, güven hissi verir. Gün batarken etkili.

6-Neva makamı-lezzet ve ferahlık verir. Akşam vakti etkili.

7-Uşşak makamı- gülme hissi verir. Öğle vakti etkili.

8-Zirgüle makamı-uyku verir, öğleye doğru etkili.

9-Saba makamı-cesaret ve kuvvet verir.

10-Buselik makamı-kuvvet verir. Kuşluk vaktinde etkili.

11-Hüseyni makamı-sûkunet ve rahatlık verir. Sabahleyin etkili.

12-Hicaz makamı-tevazu (alçakgönüllülük ) verir. İkindi vakti etkili.

Ayrıca Pentatonik  melodiler içeren Pentatonik  müzik, Asya kökenli Türk mûsîkisinden bahsetmek istiyorum. İnsanın kendisine güvenmesini sağlar,  kararlılık verir ve rahatlık sağlar. Bu yüzden çocuklara 9-10 yaşına kadar pentatonik melodiler dinletilmesi öneriliyor. Adnan Saygun yaptığı araştırmalar sonucunda  pentatonik müzik için “Türk’ün müzikteki damgasıdır” demiştir. Bir oktavda beş değişik perdesi olan sistem temelli bir müzik türüdür. Bemol ve diyez yoktur. Avrupa’da ortaçağ’da sihir sayılarak dinlenmesi yasaklanmıştır.

Bugüne gelecek olursak  batı son elli yılda psikolojik rahatsızlıklarda müziğin tedavide  etkili olduğunu deneylerle  gözlemledi. Amerika’da bu bir uzmanlık dalı oldu “Müzikterapi”. Bakımevlerinde, madde bağımlı tedavisi merkezlerinde, okul ve hastanelerde değişik uygulamalarla  “mûsîki” kullanılmaktadır.

Duygularımıza olumlu yönde hitabeden, bize güven, huzur ve huşu veren mûsîkiyle hemhal olmak dileğiyle sevgiyle kalınız.

Mevlânâ Kültür ve Sanat Derneği Başkanı Op.Dr. Mehmet Can Özkardeşler

www.mekusad.org (drmcan71@yahoo.com)

Paylaş>>

Yorum Yap ↓