Ölmeden Önce, Ölmek…

0

                                                                        Ölmeden Önce, Ölmek

Ey dost, dirilik istiyorsan ölümden önce öl;

Çünkü İdris, böyle öldü de bizden önce cennetlik oldu. Diyor Hz. Mevlânâ ve devam ediyor:

Nice zamandır can çekiştin, ama hâlâ perde ardındasın, çünkü asıl olan ölümdü, sense bir türlü ölmedin. Ölmedikçe can çekişmen bitmez; merdiven olmadıkça dama çıkamazsın. Yüz ayak merdivenin iki ayağı eksik olsa, dama çıkmak isteyen, dama mahrem olamaz. İp, yüz kulaç olacakken, bir kulaç eksik olsa, kuyudaki su nasıl dolar kovaya?

A beyim, son ağırlığı da koymadıkça bu gemi batmaz. Son ağırlığı asil bil, ne yaparsa o yapar; vesveseler, azgınlıklar gemisini o batırır. Akıl gemisi battı mı insan, gök kubbeye güneş kesilir. Ölmedin de can çekişmen uzadı gitti, ey Taraz mumu, sabahleyin eriyiver gitsin. Bizim yıldızlarımız gizlendikçe, bil ki dünyanın güneşi gizlidir.

Gürzü kendine vur, benliğini, varlığını kır gitsin, çünkü bu ten gözü, kulağa tıkanmış pamuğa benzer. A, kendini bilmez, benim hareketlerimde gördüğün benlik, senden vuruyor, sen gürzü kendi kendine vurmadasın. Kendini bende gördün de kendinle savaşmak için coştun, köpürdün. Hani aksini suya vurmuş gördü de, gördüğünü düşmanı sandı, kuyuya atıldı aslan, onun gibi işte.

Yok demek, şüphe yok ki var demenin zıddıdır, böylece zıttan birazcık olsun zıddı bilir, anlarsın. Bu zamanda zıdda yok demekten başka anlatış çaresi yok; şu yaradılışta bir soluk yok ki onda bir tuzak olmasın.

A akıllı er, sevgiliyi perdesiz görmek istiyorsan ölümü seç, yırt o perdeyi. Ama bu ölüm, o ölüm değil ki ölesin de mezara gidesin; seni değiştiren ışığa götüren ölüm bu.

Erkek, ergenlik çağına erdi mi, o çocukluk öldü gitti, Rum ülkesi halkına karıştı, Zencilik rengi kökten silindi gitti. Toprak altın oldu, topraklığı kalmadı, gam ferahlık oldu, gamlık dikeni kalmadı.

Ey sırlar arayan, Muhammed Mustafa (sav) bunun için dedi ki, “Diri bir ölü görmek istersen; Hem de diriler gibi yeryüzünde yürüyen bir ölü; canı göğe ağmış. Canı bu solukta yücelerde, canın konağı orda; ölürse, canına göç etmek yok. Çünkü ölümden önce göçmüş o, öldükten sonra anlaşılır, akılla anlaşılmaz. Göçmüş ama halkın göçüşü gibi değil. Bir duraktan bir durağa göçe göçe son durağa ulaşmış.

Kim, yeryüzünde apaçık yürüyüp gezen böyle bir ölüyü görmek isterse söyle ona, tertemiz Ebubekir’e baksın; Hakikat yüzünden ölüp haşredilenlerin ulusu olmuştur. Şu alemde yaşarken Sıddıyk’ı gör de mahşerin gerçekliğine inancın artsın. Hz.Muhammed (sav) elde bulunan, görünüp duran kıyametti çünkü, her sırrı çözüp bağlayış yokluğunda yok olmuştu; gerçek varlığa ulaşmıştı.

Ahmed bu dünyada ikinci kez doğmuştu, apaçık yüzlerce kıyametti o. Ondan kıyameti sorup dururlardı, ey kıyamet derlerdi, kıyamete ne kadar zaman var? O da hal diliyle derdi ki: Ne tuhaf şey, birisi, mahşerden haşrı soruyor. İşte o güzel haberler veren elçi, bu yüzden, “Ey ulular, ölmeden önce ölünüz” dedi. Nitekim, ben de ölümden önce ölmüşüm de bu adı sanı o yandan getirmişim. Öyleyse kıyamet ol da kıyameti gör; her şeyi görmede şarttır bu.

 

İster ışıklar olsun, ister karanlıklar, o olmadıkça, onun ta kendisi kesilmedikçe onu tam olarak bilemezsin. Akıl oldun mu, bütün olgunluğuyla aklı bilirsin; aşık oldun mu, aşkın yanıp kavrulmuş fitillerini anlarsın. Bunu kavrayacak anlayışın olsaydı, bu davanın kesin delilini apaçık da söylerdim.

İncir yiyen bir kuş gelir de konuk olursa bu yanda incirin hiç değeri yok, o kadar bol. Bütün dünyada erkek olsun, kadın olsun, herkes, soluktan soluğa can vermededir, ölüp gitmededir. Onların söyledikleri sözleri, vasiyetler say; hani ölürken baba oğluna söyler ya. Vasiyetleri say da özünde, bu yüzden ibretler yetişsin, rahmetler gelişsin; nefret haset, kin de kökünden sökülüp atılsın. Yakınlara, onların can verişlerine gönlün yanıyormuş gibi bak.

Gelecek şey, gelmiş çatmıştır, onu şimdi oluyor bil, dostu can veriyor say, yok olmuş bil. Garezler bu çeşit görünüşe perde oluyorsa onları koynundan çıkar, at gitsin. Buna gücün yetmiyorsa bunalıp durma; bil ki bunalanı bir bunaltan var. Bunalış bir zincirdir, o zinciri sana takan var. Gözünü açman, zincir takanı görmen gerek.

Ey yaşayış yolunu gösteren, ben bir doğandım, ayağım bağlandı, bu neden diye yalvar yakar. Şerre pek sağlam olarak adım attım de, senin kahrınla soluktan soluğa ziyan içindeyim elbet.

Senin öğütlerine kulaklarım sağırmış; put kırıyorum diye davaya düşmüştüm meğer put yontuyormuşum. Senin sanatını mı anmak farz, ölümü mü? Ölüm güz mevsimine benzer, sense yaprakların aslısın. Yıllardır şu ölüm, davulcuğunu döver durur da senin kulağın yersiz oynar.

İnsan ölürken candan ah eder, ah ölüm der; ölüm şimdi seni uyandırdı, kendine getirdi. Nara atmaktan boğazı yırtıldı; dövmekten davulu patladı ölümün. Sense ince eledin, sık dokudun; ölümün ne olduğunu şimdi anladın. (Mesnevî:Cilt6, 726-779)

 

Kıssadan Hisse

Ölmeden önce ölmek nasıl bir şey, yani iki defa mı öleceğiz bu dünyada, halbuki bizim gördüğümüz insan doğar, büyür ve Allah’ın takdir ettiği ömrünü tamamladıktan sonra da bu alemden ayrılır ve yaratıldığı toprak altına konarak gömülür. Burada ,Hz. Mevlânâ işte bu dünyada bahsedilen maddi ölümden önce ölmemiz gerektiğini söyleyerek Peygamber efendimiz (sav) den nakledilen hadise değinerek neyi kastediyor onu düşünmeliyiz.

Bizler akıl balık olana kadar melekler kadar temiz ve saf iken gerek yaşadığımız çevredeki insanlar, gerekse ailede gördüklerimizin biraz da yaratılıştaki genetik geçişten dolayı içimizde bizi kötülüklere saptıran şeytanın ve kötü nefsin etkisiyle yaradılış gayesine ters hareket edebiliyoruz. Halbuki yüce Allah (cc) bizi ahseni takvim- yaratılmışların en güzeli, olarak yaratmış ve bütün alemleri emrimize vermiştir. Hal böyleyken biz, içimizdeki nefis canavarını büyütmüş onun dediklerini, doymaz isteklerini yaparak onun emrinde yaşamaya çalışmış ve bir ömrü onun kölesi olarak geçirmişiz.

 

Peki ona uyunca ne olmuş: içimizdeki haset, hırs, kıskançlık, şehvet, benlik, bencillik, gurur, kibir, kendini beğenme, her şeyi ben bilirim, ben yaparım, benim irademle oldu, servetimi kendim kazandım, ben güzelim, ben yakışıklıyım herkes benden aşağıda, gibi kendini üstün görme yeteneğimiz gelişmiş. Ve bizim kendimizi dünyanın merkeziymişiz gibi hissetmemize neden olmuş, böylece Allah’tan uzaklaşmış şeytanın kölesi olmuşuz.

Aslında içimizde bir de can olduğunu, Allah’ın (cc) “kendi ruhumdan üfledim” dediği bu cana uymamız gerektiğini, yukarda bahsi geçen durumların kötü bir şey olduğunu, bu kötülüklerin şeytandan geldiğini idrak eder, irademizi Allah’ın iradesine verirsek, o zaman onlarla mücadeleye başlar, içimizden o kötü duyguları atmak için savaşırız.

İçimizdeki her kötülüğü bertaraf edişimiz, ölmeden önce ölümün adımıdır. Nefsimiz hırsızlık yap dediği halde biz yapmıyorsak, çalmamanın mücadelesini verip başarıyorsak işte bir şeyde ölmeden önce öldük demektir.

Böyle böyle, içimizi kötülüklerden arındırıp, kötü nefsin isteklerini bertaraf edip ona uymadan içimizdeki canın isteklerini yerine getirerek hem bu dünyada hem de ahret hayatında güzellikler yaşamak dileğiyle, “Ölmeden önce ölelim.”

 

Sevgiyle kalınız.

Paylaş>>

Yorum Yap ↓