Tavuskuşu – Ululanma…

0

Dernek Başkanımız, Sayın Opr.Dr. Mehmet Can ÖZKARDEŞLER Beyefendinin Mersin Tercüman gazetesinde yayınlanan makalesi…

 

T A V U S K U Ş U –U L U L A N M A

Halk arasında tavus kuşunun kanatlarının ve kuyruğunun güzelliği, çekiciliği pek yaygındır. Kanatlarını açtığı zaman herkes bir an önce fotoğraf çekmek ister. O güzel görünümüne hayran olan tavus kuşunun çok çirkin olan ayağını görünce var gücüyle isyan edercesine bağırdığını siz de duymuşsunuzdur. İşte o güzelliğin verdiği gurur , kibir ve ululanmayla savaşan, halinden memnun olmayan bir kuş.

Hz. Mevlânâ  bu halk söylentisini bakın nasıl dile getirmiş:

Ovada bir tavus kuşu, kendi gagasıyla kendi tüylerini yoluyordu. Hakimin biri, onu gördü ve “A tavus kuşu, böylesine güzel tüyleri acımadan nasıl oluyor da kökünden yoluyorsun? Bu süslü kanatları yolup çamura atmaya gönlün nasıl razı oluyor? Hafızlar, her tüyünü, kanadını üstün görüyorlar, beğeniyorlar da Mushaf arasına koyuyorlar. Hal , havalanmak, serinlemek için kanadından yelpazeler yapıyor. Bu ne nankörlüktür, bu ne korkmazlıktır. Seni süsleyenin, o renkleri verenin o tüyleri nakışlarla resmeden nakkaşın kim olduğunu biliyor musun? Yahut biliyorsun da nazlanıyorsun, mahsustan yoluyorsun o tüyleri.

Fakat nice naz vardır ki o naz, suç olur da kulu padişahın gözünden düşürür. Nazlanmak şekerden de tatlıdır, ama az çiğne, çünkü yüzlerce tehlikesi var. Yalvarış yolu, eminlik yurdudur, sen nazlanmayı bırak da niyaz yolunu tut, o yolu tercih et. Nice nazlananlar vardır ki, kol kanat çırparlar. Ama işin sonunda bu nazlanış, nazlanana suç olur. Nazlanmadaki hoşluk, bir soluk sana yücelik verse, seni yüceltse bile ondaki gizli korku, yakar, eritir seni. Yalvarıp yakarmaya gelince: seni arıklaştırır, ama gönlüde dolunaya çevirir.

O kanatları yolma, bir daha yerine yapışmaz onlar, bir güzel yüzlünün yasıyla yüzünü yırtma. Kuşluk güneşine benzeyen öylesine yüzü yırtmak, öylesine yüzü yaralamak, yanlış bir iştir. Öylesi yüzü tırnakla yaralamak, kafirliktir, çünkü Ay’ın yüzü bile o yüzün ayrılığıyla ağlamadadır. Yoksa yüzünü görmüyor musun sen? Bırak inatlara düşmeyi, düşünen, ayak diremeye kalkışan huyu.

Kanadını yolma, gönlünü çek bu işten, çünkü bu savaş için, düşmanın bulunması şart. Düşman olmayınca savaşmanın imkânı yoktur; şehvetin yoksa, “şehvetten çekinin” buyruğuna uyman mümkün değil. Bir şeye gönlün akmadıkça sabretmenin ne manası var? Düşman yoksa orduya ne ihtiyaç var? Kendine gel de kendini hadım ettirme, keşiş olma; çünkü temizlik, şehvete bağlıdır.

Heva ve heves gibi nefsani duygular olmasaydı onlardan sakınmak, çekinmek emrolunmazdı. Ölülerle savaşıp da gazilik elde edilemez ya. Sabretmek zahmetine düşmedikçe, karşılığında bir sevap elde edemezsin. Ne hoştur o şart, ne hoştur o karşılık; hem de gönül açan, cana can katan karşılık.

Hırsa düşüp, yeter buluş yüzünü az yırt; ululanıp aşağılanma yüzünü az berele. Gene böylece nekesliğe girişip cömertlik yüzünü, İblisliğe kalkışıp secdelere kapanan o güzelim yüzü az tırmala. Ey Tavus, o cenneti bezeyen, o yollar alan, beller aşan kanatları yolma.

Tavus kuşu bu öğütleri duyunca , bu sözleri işitince, önce öğütçüye bir baktı; ondan sonra da hay huyla ağlamaya koyuldu. O dertli kuşun ağlayıp bağırması öylesine uzun sürdü ki, orada olanlar da ağlamaklı oldular.

Neden kanatlarını yoluyorsun diye soran, cevapsız kaldı, sorduğuna pişman oldu da ağlamaya başladı. İçinden de , ne diye boş yere sordum bu soruyu; zati gamla doluymuş, taşırdım, coşturdum onu diyordu. Yaşlı gözlerinden toprağa damlayan yaşların her damlasında yüzlerce cevap var. Gerçek ağlayış canları üzer, gökyüzünü hatta arş bile ağlatır. Hiç şüphe yok ki akıllarla gönüller, Arş’tandır, perde ardında arş ışığıyla yaşarlar.

Tavus ağlamayı bırakınca, yürü git işine, dedi,çünkü sen renge kapılmışsın, kokuya aldanmışsın. Şunu görmüyorsun, şu kanatlar yüzünden bana , her yandan yüzlerce bela gelmede. Nice merhametsiz avcı, bu kanatlar için her yanda tuzak kuruyor bana. Nice okçular, bu kanatlar için bana ok atıyor, nice oklar, bana saplanmak için havada uçuşuyor. Değil mi ki bu beladan, bu imtihanlardan kaçıp kendimi kurtaramıyorum, gücüm yetmiyor buna; çirkin, tiksinti verir bir hale girmem daha iyi, böylece şu dağda, şu ovada, beladan emin olurum. A yiğit bu kanatlarımın rengi ve güzelliği bana kendimi beğenme, üstün görme , böbürlenme ve ululanma sebebim olmuştur ki bunlar sahibine yüzlerce bela getirir.

Nice hüner ve marifet vardır ki, ham kişiyi öldürür, helak eder. Çünkü, o kişi hırs ve tamah ile tuzaktaki yemi görür de tuzağı görmez. Hünerler, akıllı fikirli oluş, tavus kuşunun kanatları gibi can düşmanıdır insanın.

Dilediğini yapmak “Sakının” buyruğuna uyup, kendini zaptedebilen kişiye iyidir. Kendini koruyamazsan, kötülükten çekinemezsen aracı uzaklaştır kendinden ve dilediğini yapmak gücünü at gitsin. Benim de cilvelendiğim şey, dilediğimi bana yaptıran, o kanatlar. Onları yolayım gitsin, çünkü başıma kastetmiş onlar.

Sabırlı kişi, kanadını yok sayar da kanatları onu kötülüklere düşürmez. Böyle adama de ki: Yolma kanadın, sana ziyanı yok ki. Böyle adama ok bile atılsa, kalkanını tutar. Ama süslü kanat, bana düşman, çünkü cilvelenmeden duramıyorum, sabrım yok. Dayanabilseydim, kendimi koruyabilseydim, bu huylar kılavuz olsaydı bana, dilediğimi yapmak yönünden ululuğum arttıkça artardı.

Ben çocuk gibiyim, yahut sınayışlara düşmüş bir sarhoşa benziyorum, elime kılıç layık değil. Aklım olsaydı, kötülüğe engel kesilseydi kılıç, elimde üstünlük aleti olurdu. Güneş gibi ışık saçan bir akıl gerek ki, ancak doğru yolda, gerçek olarak kılıç çalsın.

Benimse parıl parıl parlayan, işin düzgününü gören aklım yok, öyleyse, ne diye silahı kuyuya atmayayım? Şimdicek kılıcı da kuyuya atayım, kalkanı da; çünkü bunlar düşmanıma silah olacak. Değil mi ki zorum yok, yardımcım, dayancım yok; kılıcı o alacak, onu bana çalacak.

Şu kötü huylu nefis, yüzünü örtmüyor, ben de onun inadına, yüzümü tırmalıyor, yırtıyorum. Böylece de şu güzellik de kalmasın, şu olgunluk da. Güzel yüz kalmadı mı da vebale az düşerim. Yüzümü bu niyetle yırtıyorum; bunda suç yok, çünkü şu yüzün yarayla bereyle kapanması, kaplanması gerek.

Gönlümde gizlenme huyu olsaydı, güzel yüzümdeki parlaklık artar dururdu. Kendimde ne güç gördüm, ne sanat, ne de bir düzgünlük. Bu yüzden de düşmanı gördüm, silahı kırdım attım. Kılıcımın ona bir üstünlük vermemesini, hançerimin bana bir vebal kesilmemesini sağladım böylece. Damarım oynadıkça, canım bedende oldukça kaçmadayım; insanın kendisinden kaçması kolay olur mu hiç?

Başkasından kaçan, ondan kurtuldu mu, kaçmayı bırakır, olduğu yerde karar kılar. Bense öyle bir düşmandan kaçıyorum ki, kaçtığım benim kendim; demek ki işim, kıyamete dek, boyuna kaçmak da kaçmak. Adamın gölgesi, kendisine düşman olursa, ne Hind ülkesinde aman bulur o adam, ne Huten ülkesinde.(Mesnevî cilt 5 : beyit 536-670)

Hz.Mevlânâ Mesnevi’de beşinci cildin başında , dört kuşa değinmekte ve insanın bunları kesip bunlardan kurtularak içindeki kötülüklerden arınmasını sağlayabileceğini belirtmiştir. Bu kuşları taşıdıkları üstün huy ve sıfatlara göre adlandırmıştır:

Kazı, aç gözlülük ve hırsa, horozu şehvete, tavusu, mevki , rütbe ve  kendini beğenmeye, ululuğa, kargayı da doymazlığa benzetmekte, bu manevi kuşların kesilmesiyle insanda kanâatın, sabrın, gönül alçaklığının ve güvencin dirileceğini bildirmektedir.

Kıssadan Hisse

Gurur, kibir, kendini üstün görme , şehvet, kıskançlık, ululanma, bunlar hep insanı Hazreti insan olmaktan alıkoyan, Allah yolundan ayıran istenemeyen duygulardır. Güzelliğine kapılıp kendini bir şey zannedip ululanan ve bu kötü huyunun farkına vararak bundan kurtulmaya çalışan tavus kuşu misali biz de kendimizdeki aşırılıklardan kurtulmaya çalışmalı ve bu yolda gayret göstermeliyiz.

Unutmayalım ki her zaman daha güzel var, daha iyi var. Bizim dar dünyamızda bizden iyi insan yok, her şeyi ben daha iyi bilirim, ben daha güzelim gibi kendimizi toplumun üstünde görüyoruz. Halbuki işin aslı öyle değil. Alçakgönüllü olduğumuz zaman daha üstün oluyoruz, kimseyi incitmeden ve kimseden incinmeden yumuşaklıkla hareket ettiğimiz zaman etrafımızdaki insanların bize saygıları ve sevgileri artıyor.

Pinti olmadığımızda , cömert olup, paylaşımcı olduğumuzda insanların derdine çare olabiliyoruz. Onların dertleriyle dertlenmedikten acısını, sevincini paylaşmadıktan sonra huzur ve mutluluğu da yakalamamız mümkün olmuyor.

Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de bu konularla ilgili ne buyruluyor, ona bakalım:

Lokman suresi 18.ayet-Kibirlenerek insanlardan yüzünü çevirme,, yer yüzünde kasılarak yürüme, çünkü Allah kendini beğenip övünen kimseyi sevmez.

İsra suresi 37.ayet-Yeryüzünde kasılıp kabararak yürüme. Çünkü sen, yeri asla yırtamazsın, uzunlukça da dağlara ulaşamazsın.

Furkan suresi, 63.ayet-Ve Rahman’ın kulları; o kimseler ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve cahiller kendilerine laf attıkları zaman “ Selametle “ derler.

Güzel bir dünya için sevgi, saygı ve hoşgörüyle kalınız, hayra karşı olunuz.

Mevlana Kültür ve Sanat Derneği Başkanı-Op.Dr.Mehmet Can Özkardeşler

Paylaş>>

Yorum Yap ↓