Terzinin Fendi…

0

                                                              T E R Z İ N İ N      F E N D İ

      Hz.Mevlânâ , İbn  Cevzi’nin  “ El –Ezkiya’sında “ ve Ubeyd-i Zakaninin “ Letaif’inde “ anlatılan bir hikayeyi kendi tasarrufuyla şöyle anlatmaktadır: Hikayeci, el çabukluğunda, hırsızlıkta üstün olan , komiklikte gülmekten halkı kırıp geçiren Ciğeroğlu, adında bir terzi vardır, dedi.

      Türk seninle bahse giriyorum, benden bir iplik bile çalamaz o, dedi. Kanatlanıp uçmaya kalkışma, dediler, sende daha açık gözleri bile mat etti o. Yürü var aklına güvenme. Onun düzenleri karşısında  aklın başından yiter gider.

      Türk büsbütün kızdı, benden ne eski ne yeni hiçbir şey  alamaz diye bahse girişti. Malına tamah edenler, onu daha da kızdırdılar, bahse girip malını rehin vermeye kalkıştı. Şu Arapatım, dedi, rehin olsun, o bir düzenle benden kumaş çalabilirse onu size vereceğim. Ama bir şey çalamazsa, bu atla beraber  sizden bir at alırım.

     Türk’ü o gece derinden uyku tutmadı, hırsızın hayaliyle savaşıp durdu. Sabah olunca atlas kumaşı koltuğuna vurdu, o düzenbazın pazardaki dükkanına gitti. Selam verip dükkana girdi, usta hemen kalkıp selamını alıp merhabalaştı onunla. Türk’e haddinden aşırı saygı gösterdi, Türk’ün gönlüne girdi, kendini sevdirdi ona.

Türk terzinin bülbül gibi şakıyıp çilediğini görünce  o İstanbul atlasını önüne attı onun. Bu kumaştan, savaş günü giymem için göbeğimden aşağısı geniş, yukarısı dar, bir kaftan biç dedi. Belden yukarısı dar olsun da  gözlere güzel görünsün, aşağısı geniş olsun da  ayağa dolaşmasın, ayağı tutmasın.

  Terzi, a benim sevgili müşterim, yüzlerce  hizmet edeyim deyip elini, gözünün üstüne koydu, baş üstüne dedi. Sonra kumaşı ölçtü, ne kadar çıkacağını anladı, ondan sonra da  ağzını açıp türkü lafa tutmaya koyuldu. Başka beylerin hikayelerini söyledi, onların ululuklarını ve  bağışlarını anlattı. Nekesleri, onların kötü huylarını hikaye etti, beyi güldürmek için tuhaf sözler söyledi.

   Hikayeler yüzünden  Türk’ü bir gülmedir tuttu, daracık gözleri gülerken kapandı.Terzi , kumaştan bir parça alıp dizinin altına sakladı. Allah(cc) dan başka  bütün dirilerden gizlice yaptı bu işi. Hak, hep görür, görür ama huyu örtmektir; ancak haddi aşarsan, yaptığını meydana koyan, seni rezil rüsvay  eden de O’dur.

  Terzinin  söylediği hikayeler yüzünden Türk beyinin giriştiği bahis, aklından çıktı gitti. Atlas da nedir, dava da nedir, rehin de ne? Türk, büyük erkek kardeşin gülünç sözleriyle sarhoş oldu gitti. Türk, Allah aşkına, gülünecek bir şey daha söyle; sözlerin canıma gıda oldu, diye yalvardı.

   O hain , gülünecek bir hikaye daha söyledi, Türk öyle bir kahkaha attı ki sırt üstü yere yattı. Gafil Türk, o gülünecek hikayeden hoş bir tat alırken terzi de  bir parça kesti kumaştan ve gömleğin yakasından koynuna attı. Türk üçüncü defa “Allah aşkına, güldürecek bir şey daha söyle”, dedi.Terzi bu sefer, önceki söylediği iki hikayeden daha gülünç bir hikaye  söyledi; Türk’ü tümden avladı gitti.

     Bahse giren Türk’ün gözleri iyice kapanmış ve aklı başından gitmişti, sarhoş olmuştu. Terzi üçüncü defa  kumaştan  bir parça daha kesti; çünkü Türk’ün gülerken coşup gözünü kapamasından  meydanı boş bulmuştu.

Dördüncü defa  usta terziden gülünç bir şey  söylemesini isteyince, ustanın  gönlüne merhamet geldi de  düzenini başkalarına saklamaya karar verdi. İçinden, amma da sözlerime kapıldı, ne biçim ziyanda  nasıl aldanıyor, haberi bile yok, dedi. Türk, Allah için olsun, bana hikaye söyle diye ustayı öpmeye koyuldu.

  Ey masal olmuş, varlığından geçmiş kişi, niceye dek masal dinlemeyi  deneyeceksin? Senden daha gülünç bir hikaye yok, git de yıkık kabrinin başında bir dur. Ey bilgisizlik, şüphe mezarına tepetaklak düşen , niceye bir feleğin masalını dinleyeceksin? Ne vakte dek şu dünyanın işvesini tadacaksın? Ne aklın düzeninde kaldı, ne canın. Hor, zalim bir arkadaş olan  şu feleğin  masalı, senin gibi yüz binlerce kişinin yüz suyunu yerlere döktü. Herkesin terzisi olan felek, yüzlerce yıl ömür sürmüş ham çocukların elbiselerini hem yırtar, hem diker.

   Gülünç sözleri, bağlara- bahçelere gelişme bağışlasa bile, kış gelince, sunduğunu yele verir gider. Kocalmış çocuklarsa, ondan bir şey elde etmek,  onun kutluluğuyla, kutsuzluğuyla alay etmek için önüne oturmuşlardır.

Terzi a hadım, geç artık, bir gülünç hikaye daha söylersem vay haline. Sonra kaftanın dap daracık olur, hiç kişi kendine bu işi eder mi? Gülme de nedir, yeri mi? İşi  birazcık bilseydin, güleceğin yerde kan ağlardın.(Mesnevî cilt 6:1678-11725)

                                             Kıssadan Hisse

  Küçüklüğümüzden hatırlarım, tavuğun lades kemiği vardı  bizde onu kırar bahse girerdik. Kazanmak için olmadık şeyler yapan, kaybetmemek için bahse girdiğimizi hatırlatacak şeyleri aklımızda tutanlar vardı. Bu hikaye bana onu hatırlattı. Çevremizde kendine aşırı güvenen, kazanma duygusunu hırs edinmiş kişiler, unutmamak için hatırlatıcı  değişik  bir şeyler yapardı ki örneğin parmağına ip bağlayan mı dersiniz, yüzüğüne kibrit çöpü sokan mı dersiniz. Gayeleri hep kazanmaktı. Akıllarına güvenirlerdi kendilerinden eminlerdi. İşte bu yüzden  yukarda ki hikayede olduğu gibi, bu eminlik, Türk’ün  gaflete düşmesine neden oldu.

    İşte bu dünyada da işsiz güçsüz nefsini terbiye etmemiş ham  insanlarla, masal ve hikaye arayanlar, bu Türk’e benzerler; aldatıcı, fani ve gaddar dünya o terzi gibidir. Hırslar, tamahlar,  şehvetler, akıl  oyunları, bitmeyen  isteklerse bu dünyanın söylediği gülünç hikayelerdir, masallardır. Ömür de ölümsüzlük kaftanı, çekinme elbisesi biçilip dikilmek üzere, bu terzinin önüne konan atlas kumaştır.

   Aldanış terzisi ömür atlasını ayların makasıyla parça parça kesti, sense  boyuna yıldızım beni güldürseydi, hep kutlu olsaydı dersin, hep bu istektesin.

  Bırakalım  bu nefsimizin doymaz isteklerini, ben bilirim, ben yenerim, ben daha başarılıyım, ben , ben , ben. Şu oyalanma dünyasında,  kimseyi kırmadan, kırılmadan, hileye başvurmadan dürüstçe yaşamalı, insanları hor görmemeli ve üstünlük taslamamalıyız. Kardeşçe, birlik, beraberlik , sevgi ve hoşgörüyle birbirimizi kucaklamalıyız. Bu dünyanın geçici hevesleri için sonsuz  ahiret  hayatımızı kaybetmemeliyiz.

  Yüce Allah(cc)ın yap dediği şeyleri yapıp , yapma dediklerini yapmayarak iyi bir kul olmak dileğiyle sevgi ve muhabbetle kalınız.

Mevlânâ Kültür ve Sanat Derneği Başkanı – Op. Dr. Mehmet Can Özkardeşler.

       www.mekusad.org(drmcan71@yahoo.com)

Paylaş>>

Yorum Yap ↓