Yokluk – Sabır – Kemâl…

0

Yokluk – Sabır – Kemâl

Tasavvufta kemâl yani olgunluk, yokluğunu-hiçliğini bilmek, yüce Allah (cc) nun karşısında acziyetini kabul edip hiçliğini bilmektir. Makamı Mahmut yokluk makamıdır. Hz.Mevlâna, bir rubâisinde şöyle söylemiş:

   “ Sarığımı, cübbemi, başımı, üçünü de kıymet  bilenler değerlendirdiler, bir dirhemden de az bir değer verdiler; sen dünyada benim adımı hiç mi işitmedin? Hiç olmuş biriyim, hiçim, hiçim ben”.

Ve devam ediyor; Zarardan  esen kalmak istiyorsan,  işin önünden göz yum sonuna bak. Bak da yokları, tümden var gör; varları, duygularla duyulan aşağılık bir şey  bul , öyle seyret. Bunu yapamıyorsan bari şunu gör ; Aklı olan herkes gece gündüz yoğu – yokluğu aramakta.Yoksullukta cömertliği aramayan kim; dükkanlarda kâr elde etmek istemeyen kim? Medreselerde bilgi elde etmek istemeyen kim; kulluk yurtlarında  Yüce Allah’ın lütfunu dilemeyen kim?

Varları hep artlarına atmış bunlar; yokları istiyorlar, yoklara kul olmuşlar. Çünkü Allah’ın(cc) sanatının madeni, mahzeni, yokluktan başka bir yerde görünmez. Her sanat sahibi  sanatını göstermek için yokluğu arar. Mimar yapılmamış bir yer, yıkılmış ,tavanları çökmüş  bir yurt arar. Saka içinde su bulunmayan kap arar; dülger , kapısı olmayan bir  ev arar. Avlanma çağında herkes  yokluğa saldırır, , ondan sonra da herkes yokluktan kaçar.

Değil mi ki ümidin yoklukta, ondan  çekinmek de  nedir? Ümidinin uzlaştığı şeyle çekişmek , ne demek? Neden kârın adını ölüm taktın? Şu büyücülüğe bak ki kâr, sana ölüm görünüyor. Sanatındaki büyü, iki gözünü bağladı da can, kuyuya rağbet eder oldu. Tanrı düzeniyle kuyunun dışındaki ovayı zehirlerle, yılanlarla dolu sanıyorsun, bu hayaldesin. İşte insan, böylece kuyuyu sığınılacak yer sanır; sonunda ölüm, onu kuyuya atar gider.( Mesnevî cilt6,1365-1386)

Azizim, yanlışlarını söyledim ya , bunları bir de Attar’ın ağzından dinle diyen Hz.Mevlâna , Attar’ın  “Müsibetname “ adlı eserinde Sultan Mahmut’la  Hint’li kölesi arasında  geçen bir  hikayeye tekrar değinir:

Sultan Mahmut ve Hint’li köle

Allah rahmet etsin ona, O söylemiştir; Gazi Padişah Mahmud’u  anarak inciler delmiştir. O ulu ere ,Hint savaşında elde edilen ganimetten bir köle düştü. Onu kendisine halife yaptı, tahta oturttu, orduya kumandan atadı ve kendine oğul edindi. Bu hikayeyi enine boyuna, etraflı olarak o din ulusunun sözünde ara.

Hasılı o çocuk, o güzelim tahtın üstünde, o yüce padişahın  yanında oturmuştu. Yana yana ağlamakta, gözyaşları dökmekteydi; Padişah ona “a, kutlu çocuk, neden ağlıyorsun ? Devletin neden tatsızlaştı? Padişahlardan üstünsün, padişahlar padişahıyla eş-dost olmuşsun”, dedi. Sen bu tahtın üstünde oturmadasın, vezirlerle askerler, tahtının önünde ay gibi , yıldızlar gibi saf saf dizilmişler.

Çocuk dedi ki: Şu yüzden zarı zarı ağlıyorum; şehrimizde, ülkemizde anam, beni boyuna seninle korkuturdu; “Seni aslan Mahmud’un eline vereyim, senin layığını o  versin” derdi. Babam da anama  öfkelenerek cevap verir; “bu ne kızgınlık, bu ne kötü dilek. Başka bir ileme bulamıyorsun ki böyle kötü, böyle öldürücü bir dilekte  bulunuyorsun? Pek merhametsizsin, pek katı yüreklisin; sanki çocuğu yüzlerce kılıçla öldürmedesin”, derdi.

Bense ikisinin de sözlerine şaşardım; gönlüme de bir vehim, bir korku düşerdi. Mahmud nasıl bir cehennem huylu  acaba ki derdim, ölümde , belalarda  adı anılıyor, örnek olarak gösteriliyor. Boyuna sensin korkunla titrerdim; senin ululamandan, ağırlamandan haberim  bile yoktu. Nerde anam? Şimdicek gelsin de beni taht üzerinde görsün, a dünya padişahı.

Sabır

Ey gönlü daralmış adam, yokluk, o Mahmut’tur; gönlün seni onunla korkutur – durur. Bu yüce Mahmut’un  merhametini bilseydin, işin sonu hayrola derdin. Ey gönlü korkup duran, yokluk senin Mahmud’undur, seni azdıran, yoldan çıkaran ananı pek dinleme. Yokluğu avlarsan, o çocuk gibi kıyamete dek sevinç gözyaşları  dökersin. Seni besleyip yetiştirmede beden,  anadır, ama yüzlerce düşmanından daha da düşman sana. Beden hastalandı mı, sana ilaç aratır; kuvvetlendi mi, şeytanlaştırır seni.

Şu açıklamalarla dopdolu bedeni bir zırh bil, ne kışın bir işe yarar, ne yazın. Sabretmen için kötü arkadaş bile iyidir; çünkü sabır, adamın gönlünü ferahlatır. Ay’ın  geceye sabretmesi, onu apaydın eder; gülün dikene sabretmesi, güle güzel bir koku verir. Aslanın sabredip pislik içinde, kan içinde beklemesi, onu deve yavrusuyla  doyurur.

Bütün peygamberlerin münkirlere sabretmeleri, onları Hakk’ın has kulları yapar, sahip-kıran eder. Kimin üstünde  bir yeni elbise görürsen bil ki o elbiseyi, sabredip çalışarak, kazanarak elde etmiştir.

Kimi çıplak azıksız görürsen, bil ki bu hali, sabırsızlığına tanıktır. Kim derde düşmüşse, kimin canı tasalar içindeyse,  mutlaka bir azgınla arkadaşlık etmiştir. Sabredip onunla uzlaşsaydın, ona vefa gösterseydin ayrılığı yüzünden başına vurmazdın.

Balla süt gibi yüce Rabbinin huyuyla huylansaydın, “Ben  batanları sevmem “der, böyle kervandan arda kalmış ateş gibi yalnız kalmazdın. İnsan sabırsızlığından, Allah’tan(cc)  başkasına  eş-dost olur da ayrılığa gamlara batar, hayrı kalmaz.

Sohbetin ayarı tam halis altınsa, nasıl oluyor da  haine  emanet ediyorsun onu? Allah(cc) huylarıyla huylan da,  emanetlerin yitmekten de  emîn olsun, eksilmekten de. Huyu yaratanla, peygamberlerin huylarını besleyip geliştirenle uzlaş; onun huylarıyla huylan.

Böyle oldun mu, ona bir kuzu verirsin, karşılığında bir sürü verir sana, zati her sıfatı besleyip geliştiren, olgunlaştıran  yüce Allah(cc) ‘tır.Sen kuzuyu kurda emanet ediyorsun; kurtla Yusuf’u yoldaş etme. Kurt sana tilkilik eder , seni aldatmak isterse, aklını başına al, aldanma, ondan iyilik gelmez. Bilgisiz kişi, seninle gönüldeşlik etse bile sonunda, bilgisizliğinden yaralar seni.

Tatlı sözlü bilgisizin dostluğuna güvenme, sözünü az işit onun; eskimiş, yıllanmış zehire benzer o. Anasının canı, aydın gözüm der sana; der ama bu sözlerle boyuna gamını arttırır, ziyana sokar seni. O ana babaya açıkça, çocuğum mektepten pek usandı, soldu sarardı; Başka karından doğsaydı ona bu kadar cefada bulunmazdın, onu bu kadar sıkmazdın, bu çocuğum , senden olmasaydı, bunu ben doğurmasaydım, gene anası, bu sözü söylerdi, der.

Kendine gel bu anadan kaç, merhameti kendinin olsun. Babanın sillesi, annenin helvasından yeğ. Nefis anadır, üstün akılsa baba; akla uyan önce daralır ama, sonu yüzlerce ferahlıktır.

Ey, akıllar veren, feryada yetiş, bir şeyi sen dilemezsen, hiç kimsecik dileyemez. İstek de sendendir. Biz kim oluyoruz? Evvel de senin, ahir de. Hem sen söyle hem sen işit, hem sen ol. Biz bunca varlığımızla gene de yoğuz. Bize buyruklar buyurdun; “secdeye rağbetimizi arttır; cebir tembelliğini gönderip şevkimizi söndürme”.

Cebir, olgunların kolu kanadıdır; tembellerinse zindanıdır, bağıdır. Şu cebri Nil suyu bil; inanana sudur, inanmayana kan. Kanat, doğanları padişaha götürür,kuzgunları mezarlığa. Şimdi sen , yokluğu anlatmayı bırak; panzehirdir, ama sen  zehir sanırsın onu.

Hint’li  çocuk gibi,  a kapı yoldaşı, yürü, yokluk Mahmud’undan korkma. Hani şimdi varlıktasın ya, ondan kork; o hayalin de hiçbir şey değil, sen de hiçbir şey değilsin. Hiçbir şey olmayan, hiçbir şey olmayana aşık oldu; hiç var olmayan, hiç var olmayanın  yolunu kesti. Bu hayaller ortadan kalktı mı, aklının yetmediği şeyler, apaçık görünüverir sana .(Mesnevî cilt6.1387-1453)

Kıssadan Hisse

Bu hikayede pek çok konuya değinen  Hz.Mevlâna,  bizlere de aralarda öğütler vermektedir. Sûfilerce sohbet, muhabbet insanı olgunlaştırır, hatalarını görmesine, kendi eksiklerini düzeltme yönünden çareler aramasına sebep olur. Sohbet ehli olanlarla yapılan  muhabbetler sonucu insan içindeki nefsani kötülüklerden kurtulup yücelme, olgunlaşma- kemale erme yolunda  küçük adımlar atmaya başlar. Onun içindir ki arkadaşlarımızı iyi seçmeliyiz ve nefis terbiyesinden,  Allah yolunda  manevi yolculuktan, hakikatten  haberi olmayan ham insanlarla az sohbet etmeliyiz zira onlar bizleri yoldan alıkoyabilirler.

Bütün Peygamberlerin münkirlerin yaptığı kötülüklere  karşı gösterdiği sabrın onların  has kullar olmalarına neden olduğunu söyleyerek   başımıza gelen  belalara, dertlere tahammül edip   sabretmemiz gerektiği konusunda  bizleri uyarıyor. Acelecilik insanı daima yanlışa götürür. Sanatla uğraşanlar acele ederse eserinin  güzel  olmadığını görür. Müzikle uğraşan acele davransa icrası güzel olmaz; eskiler “sindire sindire-yavaş yavaş” yapın derlerdi.

   “Muhabbetten,   Muhammed oldu hasıl,  Muhammed’siz muhabbetten ne hasıl“ demiş eskiler. Öyleyse sohbetimiz sonunda Peygamber(sav)  ahlâkıyla ahlâklanıp onun güzel huylarını benimsersek o zaman olgunlaşmaya başlarız. Mesela, merhametli oluruz, herkesi severiz, öteki diye bir şey olmaz hayatımızda  çünkü  mümin müminin kardeşidir olur  artık bizim için , gıybet etmeyiz,kıskançlık, haset, hırs, öfke bizden uzak olur, gurur –kibir şeytandandır der tevazu sahibi oluruz, Yüce Allah’ın bize lütfettiği servetimizin zekatını gönül rahatlığıyla  ve de fazlasıyla bizden daha az şanslılara vererek cömert olunuz cimri olmayınız emrini de yerine getirmiş oluruz.

Gönlümüzü  şu geçici dünya isteklerinden boşaltıp her türlü heva hevesten uzaklaşırsak, kalbimizi kaplamış isten , pastan kötülükten arındırırsak o zaman Yüce Allah(cc) gelir kalbimize yerleşir. Bizim Yunus ne güzel söylemiş:

Ben çıktım mı arada, kalır beni Yaradan “

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de Bakara suresi  261. Ayette şöyle buyuruyor :

    “ Mallarını Allah(cc) yolunda infak edip harcayanların durumu, yerden, her başağında yüz dane bulunan yedi başak çıkarmış bir daneye benzer. Ve Allah, dilediği kişi için, daha da arttırır. “

Ramazan ayına girdiğimiz şu günlerde etrafımızdaki ihtiyaç sahiplerine daha duyarlı olmak dileğiyle hayırla kalınız, sevgiyle kalınız.

                                         “Acılar paylaştıkça azalır”

Op.Dr.Mehmet Can Özkardeşler    (Mevlana Kültür ve Sanat Derneği Başkanı)

Paylaş>>

Yorum Yap ↓